– MHP Liderinden, “Malazgirt Zaferi’nin 951’inci Yıl Dönümü” Açıklaması

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, “Malazgirt Zaferi’nin 951’inci Yıl dönümü” münasebetiyle yazılı basın açıklaması yaptı. Ağustos ayında Türk milletinin birçok zaferler yaşadığına ve bu zaferlerin her birisi tarihe mühür vurduğunu, hepsi de birbirini tamamladığına dikkat çeken Bahçeli, açıklamasında şu ifadelere yer verdi; “Türk tarihi, birbiriyle eklemlenmiş kutlu zaferlerin ihtişamıyla süslenmiş, muazzam ve muzaffer bir millet ruhunun itibarıyla güçlenmiş ve yükselmiştir.     Başka bir ifadeyle, mazi kayıtlarımıza geçen her zafer istiklal haysiyetimizin zırhı, istikbal hedeflerimizin ziyneti olmuştur. Ağustos ayı Türk milletinin zafer dualarının kabul olduğu, meydanlarda kabaran iman ve iradesinin zulüm ve zilleti yendiği bir aydır. Malazgirt’ten Otlukbeli’ne, Mercidabık’tan Mohaç’a, Büyük Taarruz’dan Dumlupınar’a kadar Türk milleti muhteşem atılımların, muazzez zaferlerin övüncüyle yoğrulmuştur.Bunlardan her birisi tarihe mühür vurmuş, hepsi de birbirini tamamlamıştır. Bilhassa 951 yıl önce fazilet ve fedakârlığın refakatiyle kazanılan Malazgirt Zaferi Anadolu’yu vatan yapan, zalimlerin hesabını bozan diriliş ve doğruluş şahikasıdır. Malazgirt Ovası’nda yalnızca iki ayrı ordu, yalnızca iki ayrı devlet karşılıklı olarak mevzilenmemiş; bunlardan çok daha önemlisi hak ile batıl, iman ile ihanet karşı karşıya gelmiştir. Nitekim Malazgirt Meydan Savaşı analitik bir akılla ve derinlemesine bir bakışla incelendiğinde; siyasi, askeri, kültürel, toplumsal ve dini boyutları açısından tamamen birbiriyle ters düşmüş iki medeniyetin nasıl bir mücadele halinde olduğu, nasıl bir cepheleşme içinde yer aldığı bariz şekilde görülebilecektir. Malazgirt Zaferi haklı davalarına inanmış tertemiz yüreklerin, şehadeti peşinen kabullenmiş yüce gönüllerin, mazluma dost zalime düşman kesilmiş kahraman neferlerin unutulmayacak, unutturulmayacak destanıdır. Büyük Hakanımız Sultan Alparslan’ın “Ben kendimi Allah’a adadım, benim için şehitlik de, muzaffer olmak da bahtiyarlıktır.” sözü esasen paslı kilitleri söküp atan, köhne engelleri yıkıp aşan inanmışlığın tezahür ve temin kuvvetidir. Bizans’ın asker sayısı ve silah teknolojisi konusundaki üstünlüğü kutlu ecdadımızın aklı, ahlakı, azmi ve anıtlaşmış cesareti karşısında elbette tutunamamış, nihayetinde bozgun kaçınılmaz hale gelmiştir. 26 Ağustos 1071’de Anadolu coğrafyası asıl ve ebedi sahiplerine kucağını açmış, işgal ve ilkellik son bulmuştur. Hala kıyıda köşede karanlık senaryolarla meşgul olan Bizans’ın varisleri ne yaparsa yapsın, vatan tektir, adı Türk’tür, 951 yıldır namusumuza ve mukaddesat onurumuza emanettir, dahası asla terk edilmeyecektir. Hiçbir makus oyun, hiçbir menfur tuzak Malazgirt’in şanına leke düşüremeyecektir. Zaferlerimiz geride kalmış, tarihin bir anında donmuş ve durmuş değildir. Sultan Alparslan’ın ve kahraman ecdadımızın Anadolu topraklarına diktiği var oluş ve bağımsızlık fideleri çınarlaşmış, milletimizin ve mazlum toplumların tamamını gölgesine almıştır. Bizans’ın ve kirli emellerinin dirilmesi için faal halde olanlara hatırlatırım ki, Malazgirt Zaferi’nden 851 yıl sonra düşmanı önüne kattığı gibi vatan topraklarından sürüp çıkaran taarruz şuuru hala milletimizin vicdanında kor gibi durmaktadır. Bu nedenle kötü ve kötürüm niyet sahipleri ayaklarını denk almalıdır.    951 yıl önce üzerinde yaşadığımız topraklara kardeşliğin ve kader ortaklığının tohumları saçılmış, asırlar içinde de kökleşmiştir. Çok şükür kökümüz sağlam, önümüz aydınlıktır. Malazgirt Zaferi’nden Büyük Taarruz’a kadar geçen asırlar içinde adımız, anımız ve acımız bir olmuş, birlikte gülüp birlikte ağlamanın asalet ve hissiyatı büyük Türk milletiyle vücut bulmuştur. Bilinmelidir ki, vatanın bedeli şehadet ve gazilikle ödenmiştir.   Bu duygu ve düşüncelerle Türk tarihinin her bir döneminde, milli bekanın muhafazası için emsalsiz sorumluluklar üstlenmiş, en çetin imtihanları sabır ve vatanperverlikle geçmiş kahramanlık nişanesi aziz ecdadımızı hürmet ve rahmetle yad ediyorum. Malazgirt Zaferi’nin 951’inci yıl dönümünde Büyük Hakanımız Sultan Alparslan’a, kahraman neferlerimize, Büyük Taarruz ’un 100’üncü yıl dönümünde de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, ülkü arkadaşlarına ve muhterem şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyorum.   Zafer günümüz mübarek olsun.     Vatanımız sonsuza kadar var olsun.”

-6+1 Masa 6.kez Toplandı, Yine Aday Belirleyemediler

Şimdiye kadar 30 kez baş başa görüşüp 5 kez de yuvarlak masa etrafında buluşan muhalefet liderleri geçtiğimiz gün Saadet Partisinin ev sahipliğinde 6. kez bir araya geldi. HDP’nin de dışarıdan destek verdiği 6+1’li masanın son toplantısında henüz aday ismi belirlenemezken ortak aday vurgusu yapıldı. CHP, İP, SP, DEVA Partisi, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti’nin bir araya gelerek oluşturduğu 6’lı masa 6. toplantısını Saadet Partisi Genel Merkezi’nde gerçekleştirdi. 6 saat süren toplantı sonrası liderlerden ortak bir yazılı açıklama yapıldı. Siyasi gözlemciler, yapılan toplantıların vatandaş adına hiçbir faydası olmadığı gibi, yaptıkları açıklamalarla adeta millet ile dalga geçtikleri iddia edildi.

– Bir Türk Markası Olan “Kamperest” Sektöre Yön Verecek.

  Doğayla bütünleşerek yaşayan kadim bir kavim olan Türklerle özdeşleşen kamp kültürü, günümüzde yeni nesil “Kamperest.com” firması ile dünyaya açılıyor.    “Önce hayalperest, sonra maceraperest, ardından Kamperest olunur.” diyen ve alanında dünya markası olma yolunda bir Türk doğa sporları şirketi, HNN Doğa Sporları, firma ortaklarının doğa sporları ve avcılık konularındaki uzun yıllara dayanan tecrübesiyle 2008 yılında şahıs şirketi olarak kurulmuştur. Dünyaca ünlü markaların, avcılık, balıkçılık, kampçılık, kayak, bisiklet, trekking, dalış, dağcılık gibi birçok farklı doğa sporlarının ekipmanlarını Ümraniye’deki mağazasında müşterileriyle buluşturan HNN Doğa Sporları Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi olarak 2015 yılından itibaren KAMPEREST markasıyla mağazalaşarak sektöre yön vermeye ve geliştirmeye devam ediyor. Kamperest tüm doğa sporları ürünlerini toplumla buluşturan, liderlik misyonuyla kampçılık, çevre bilinci, doğa, doğada yaşam ve hatta afet farkındalığı konularında çalışmalarıyla sektöre önemli katkılar sağlıyor ve ürün geliştirmeye yönelik ar-ge ekibiyle online satışta her geçen gün büyümekte. Avrupa ülkelerinde pazara girmeye hazırlanan firmanın Satış ve Pazarlama Müdürü Tayfun Daylan bir Türk doğa sporları şirketi olarak firma kültürünü şöyle özetliyor: “Dünyanın en eski medeniyetlerini kuran biz Türkler tarih sahnesine çıktığımızdan bu yana hep doğayla bütün halde yaşadık. O zaman bizlerin evi çadırlarıydı. Bugün de doğa ile iç içe, bütünleşerek yaşam alanları kurmak ve geliştirmek bizlerin yaşam biçimidir. Doğa bilinciyle kampçılar yerleşim alanlarını da her zaman geliştirmiş ve korumuştur. Biz kamperest.com olarak bir ihtisas markasıyız. Bu misyonla bütünlenen marka kimliğimiz sektörün gelişmesinde öncü konumda. Doğa sporları alanında gün ve gün eklenen markalarımız ile dünyaya örnek olacak başarı hikayemizi yazıyoruz. Online satışta da liderliğimizi sürdürüyoruz. 550 noktada ürünlerimiz tüketiciye ulaşmakta ve dünyaca ünlü markalarla yarışmakta.” Tayfun Daylan ayrıca Almanya, Danimarka ve Avusturya ülkelerinden gelen birleşme taleplerini görüştüklerini ve pek yakında uluslararası bir marka olma yolunda haberler paylaşacaklarını iletti. Özellikle pandemi döneminde büyük ivme kazanan kampçılığın ve doğa sporlarının uluslararası standartlarda büyümesinde firma olarak önemli yer tutuklarını belirtti. Ayrıca Tayfun Daylan, Kamperest markasının doğa ve çevreye duyarlı bir toplum oluşturmak konusunda da hassas olduğunu, markanın bu alanda koruma ve farkındalık projeleriyle çok yönlü fayda yaratmayı yıllık hedeflerine yerleştirdiğini belirtiyor. Markanın manifestoları arasında Birleşmiş Milletler Çevre Koruma Teşkilatı tarafından yayınlanan bir doğa tasviri de yer alıyor.   Gençlere ilham olması için Kamparest’in gündeme getirdiği o özel metnin bir bölümü şöyle: “Bir su birikintisi üzerine vuran rüzgarın yumuşak sesini, yağmurun temizliğini, çam kokulu rüzgarı her şeye yeğleriz. Ormanın kokusunu taşıyan ve yağmurla yıkanmış meltemleri severiz. Hayvanlar, ağaçlar, insanlar, hepsi aynı havayı paylaşır. Toprak insana değil, insan toprağa aittir. Doğa bizim anamızdır.” Kamperest.com önümüzdeki 2 yıl içinde dünya pazarında planladığı temelleri atacak ve kampçılığın ve doğa sporlarının atası sayılan Türklerin markası olarak sektöre yön verecek.

– MHP Lideri Bahçeli Önemli Açıklamalar Yaptı

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “İç ve Dış Siyasi Gündeme İlişkin” yazılı basın açıklaması yaptı. Açıklamasında, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlığına ve Türk Milletinin birliğine karşı hain emellerin olduğuna dikkat çeken Bahçeli; “Demokrasi kalpazanları, hukuk katliamcıları, milli irade dolandırıcıları zillet ittifakı çatısı altında birleşmiş ve buluşmuştur.” Dedi. Cumhur İttifakı’nın haklı ve haysiyetli yürüyüşü parlak bir başarının kapılarını aralayacağını, bunun sonucunda Cumhuriyetimizin yüzüncü yıl dönümü Türk milletinin muhteşem bir uyanışına vesile olacağını belirten Bahçeli, açıklamasında şu ifadelere yer verdi; “Türkiye’mizin istikrarlı ve iddialı ilerleyiş ve yükseliş süreci hem ülke içinde hem de ülke dışında emeli ve hedefi makus olan siyasi zihniyetler ve bunun haricindeki menfur mihraklar tarafından kaygıyla izlenmektedir. Özellikle zillet ittifakı korkuya düşmüş, telaşa kapılmıştır. Siyasi rant ve çıkar devşirmek uğruna toplumsal huzur ve güveni baltalayan, bu suretle fitne seferine çıkartılan muhalefet partileri Türkiye’nin milli ve tarihsel haklarına kesif bir cephe açmışlardır. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve diğer zillet ortakları zıvanadan çıkmakla kalmamışlar, artık bayağılıklarını ve bağnazlıklarını her saha ve zeminde deşifre etmişlerdir.   Türk siyaset hayatı ruhunu ve gururunu emperyalizme satan, kullanım ömrünü zalimlerin insafına bırakan malum ve mahut partiler eliyle karalanmış, sistematik olarak kundaklanmıştır. Karşımızdaki mide bulandırıcı tablo ülkemiz aleyhine olduğu kadar demokrasi adına da vahim bir tehdit olarak belirginlik kazanmıştır. Bir masa etrafında toplanıp PKK ve FETÖ’nün senaryolarına gönüllüce boyun eğen altı partinin Türkiye karşıtlığı, milli değerlerimizle kutuplaşması izahı ve ifadesi olmayan bir çarpıklık noktasına ulaşmıştır. Emperyalizme taşeronluk yapan bu partilerin tezvirat ve tefrikaları da tahammül sınırlarını tehlikeli şekilde aşmıştır. Henüz Cumhurbaşkanı adayını dahi belirlemekten aciz bir siyasi güruhun hiç kuşkusuz aziz milletimize ve ülkemize sağlayacağı bir şey olmadığı gibi, bu kapsamda ümitvar olması dahi boş bir hayal, boşuna bir beklentidir. Müstakbel başbakanlık pozu veren bir şahsın hal-i pürmelali mizah konusu olmasının yanı sıra, “kadından imam olmaz” çıkışı ve bu doğrultuda Cumhurbaşkanı adaylığı için yanıp tutuşan Kılıçdaroğlu’nun buna ne diyeceği, nasıl bir yorum getireceği hala belirsizliğini koruyan bir muammadır. Sokak sokak gezip konuştuğu esnaflarımızdan istediği cevapları alamayınca kabalaşan ve kaskatı kesilen zihniyetlerin ne iyiliğinden, ne iradesinden, ne de demokratik nezaketinden bahsetmek mümkündür. Bir kısım tetikçi gazeteciyi ve bazı tasmalı anket şirketini maaşa bağlayan, belirli aralıklarla algı operasyonu yaptıran partilerin foyası nihayetinde ortaya çıkmıştır.  Demokrasi kalpazanları, hukuk katliamcıları, milli irade dolandırıcıları zillet ittifakı çatısı altında birleşmiş ve buluşmuştur. Aziz milletimizin iradesini gasp ve rehin almak amacıyla sipariş anketleri yayımlatanların düzenbaz siyaset taktikleri ayaklarına dolanmıştır. Bilhassa Milliyetçi Hareket Partisi’ni ve Cumhur İttifakı’nı oy oranı bazında aşağı çekip zillet ittifakını yüksek gösteren laçkalaşmış kamuoyu araştırma şirketleri esasen dış bağlantılı hain bir kurgunun içimize kadar sızmış lejyonlarıdır. Bu köksüz anketçilerden elbette hukuk nezdinde ve maşeri vicdan eşliğinde hesap sorulacaktır. Vaki hesaptan hiçbir demokrasi infazcısı kaçamayacaktır.      Türkiye’nin var oluş mücadelesini, 2023’ün muazzez hedeflerini, gücüne güç katan istikbal ve istiklal müdafaasını engelleme hevesinde olan ciğeri beş para etmez odaklar mutlaka kaybedeceklerdir. Cumhur İttifakı’nın haklı ve haysiyetli yürüyüşü parlak bir başarının kapılarını aralayacak, bunun sonucunda Cumhuriyetimizin yüzüncü yıl dönümü Türk milletinin muhteşem bir uyanışına vesile olacaktır.  Kaldı ki sömürgeleşmiş partilerin ülkemizin önünü kesme çabası tutmayacak, zillet terazisi aziz milletimizin tarihi vakarını asla çekemeyecektir. Gerçekleri çarpıtmanın hiç kimseye bir yararı dokunmayacaktır.  Türkiye bugün sağlam, sağduyulu ve milli bir iradenin marifetiyle zincirlerinden kurtulmaktadır. Son günlerde ardı arkasına sahnelenen provokasyonlar, milli birliğimizi ve dayanışma ruhumuzu hedef alan sabotajlar bizi yolumuzdan çeviremeyecektir. Bu provokasyonlardan birisi de, Sümela Manastırı’nda 9’ncu kez ayin yapmak için Trabzon’a gelen Fener Rum Patriği Bartholomeos’a ekümenik yazılı Trabzonspor formasının hediye edilmesidir. Bu yürek yaralayıcı tertip skandal olmasının ötesinde tahrik, tahrip ve taciz tonu çok yüksek bir meydan okumadır. Trabzonspor’umuza ve bu kulübümüze gönül veren muhterem vatandaşlarımıza hakaret niteliğindeki bu kepazeliğin hiçbir vicdan tarafından kabul edilmeyeceği ortadadır. Türkiye’de ekümenik diye bir kurum ve görev tanımı yoktur.  Lozan Antlaşması gereğince, Fener Rum Patriği’nin siyasi ve idari işlerle uğraşmaması, ülkemizdeki Rum-Ortodoks vatandaşlarımıza ruhani hizmet vermesi hüküm altına alınırken, Fatih Kaymakamlığı’na bağlı bir din görevlisi olmasının dışında hiçbir statüsü de olamayacaktır. Türkiye’nin dört bir koldan tuzağa çekilerek milli ve manevi hassasiyetlerinin tahriş edilmesi etap etap ilerletilen bir kumpasın içyüzünü açığa vurmaktadır. Amaç kaos çıkarmak, kriz ortamı yaratmaktır. Alevi İslam inancına mensup kardeşlerimiz üzerinde oynanan şirret oyunlar, KPSS şaibesi, etnik kimlikleri kaşıyan sinsilikler, Moody’s isimli derecelendirme şirketinin Türkiye ekonomisi hakkında kuşku uyandırma densizliği ve Azez’de Türk bayrağını yakma şerefsizliği bir kaos planlamasının birbiriyle bağlantılı olaylarından yalnızca bir kısmıdır. Türkiye’nin ufkunu perdelemek, enerjisini tüketmek, manevi direncini kırmak gayesiyle emre amade bekleyen iç ve dış odaklar eşzamanlı faaliyet halindedir. Fırsatçılar devrede, fesat yuvaları tetiktedir. Buna rağmen Azez’de al bayrağımızı yakma girişiminde bulunan soysuzların yaka paça yakalanmaları ve ihanetlerinin bedelini ödeyecek olmaları çok sevindirici bir gelişmedir. Bağımsızlığımızın sembolü al bayrağımıza el uzatan, egemenlik haklarımıza dil uzatan, milli varlığımıza göz koyan kim ya da kimler varsa bunun acıklı sonuçlarına en ağır biçimde katlanacaklardır. Ayrıca devası derdine yetmeyen, küçücük ve ipotekli aklıyla partimizi şiddetle bir gösteren selamsız sevimsiz Babacan’ın asıl şiddet ve dehşet faili bölücü terör örgütüne tek kelam edememesi, hatta teröristlere şirinlik taslaması düştüğü çukurun derinliğini göstermesi bakımından ibret verici bir hüsrandır. Bu şahsın muadili ve mukallit benzeri serok Ahmet’in Suriye’de yaşayan Kürt kökenli kardeşlerimizi istismar eden ayıplı sözleri şahsıyla müsemma olan bozgunculuğa yeni bir misaldir. Türkiye’nin Suriye konusunda attığı adımlar değerli ve isabetlidir. Bu ülkede yaşayan hiç kimse, kökeni ve mezhebi ne olursa olsun ülkemizin ötekisi veya hasmı değildir. Hepsi kardeşimizdir, aramızda tarihe, kültüre ve inanca dayanan kuvvetli bağlar vardır. Dışişleri Bakanımızın Suriyeli muhaliflerle Esad rejimi arasında barışın tesis edilmesi hususundaki yapıcı ve gerçekçi sözleri kalıcı çözüm arayışlarına güçlü bir nefestir. Bundan hiç kimsenin rahatsız olmasına gerek yoktur. Türkiye’nin Suriye ile görüşme düzeyini siyasi diyalog mertebesine çıkarması, bu çerçevede terör örgütlerinin yuvalandıkları her coğrafi alandan işbirliğiyle sökülüp atılması önümüzdeki siyasi gündem konularından birisi olmaya namzettir ve hatta ciddiyetle ele alınmaya değerdir. 2023’e kadar her alanda ve her komşumuzla normalleşme atmosferinin hakim olması samimi arzumuz ve umudumuzdur. Üzerinde yaşadığımız geniş coğrafyanın bize söylediği; çatışarak değil kucaklaşarak yaşamanın tek seçenek olduğudur. Bunu başaracak tek siyasi irade de Cumhur İttifakı’dır. Gerisi sadece fasa fisodur, fuzuli ezberdir, gürültü kirliliğidir. Türkiye tarihi müktesebatının yol haritasında mesafe aldıkça, komşularıyla tutarlı, seviyeli, saygılı ve dengeli diyaloglar kurdukça, ne zillete gün doğacak, ne küresel emperyalizm fırsat bulacak, ne de mücavir bölgelerde terör örgütleri tutunacaktır. 2023 yılı büyük Türk-İslam asrının miladı ve misakı olacaktır. Bizimle milliyetçilik yarışına girip kutlu ceddimiz ve rahmetle yad ettiğimiz Süleyman Şah’ın türbesiyle ilgili dedikodu yapan Kılıçdaroğlu’na asıl cevabı Türk milleti verecek, Dersim ayarlı bu şahsın gerçek yüzünü muhakkak ifşa edecektir. Bu ise yalnızca bir sabır ve zaman meselesidir.”

– Semih Yalçın’dan, Ali Babacan’a Sert İfadeler; “Siyasi Rakip Bellediği Herkese Çamur Atan İzansız ve Edepsiz”

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, “Siyasi rakip bellediği herkese çamur atan izansız ve edepsiz Babacan’ın dili sivri, nefesi de yalan ve iftira kokuyor. Kendi keline bile merhemi olmayan Ali Babacan, kamuoyunda ilgi çekebilmek için sık sık Genel başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’ye saldırıyor.” dedi. Yalçın açıklamasında şunları kaydetti: “Allah kimseyi ahlak yoksunu, yeteneksiz ve kifayetsiz muhteris eylemesin! Devasız bir partinin başında bulunan Ali Babacan; kin ve intikam uğruna, bırakınız ayağına, boğazına kadar vesayetçi siyasi şiddete batmış durumda…Siyasi rakip bellediği herkese çamur atan izansız ve edepsiz Babacan’ın dili sivri, nefesi de yalan ve iftira kokuyor. Kendi keline bile merhemi olmayan Ali Babacan, kamuoyunda ilgi çekebilmek için sık sık Genel başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’ye saldırıyor. MHP Lideri Devlet Bahçeli, Türk gençliğinin ve teşkilatlarının şiddet eylemlerinden, disiplinsiz hareketlerden uzak durması için ömrünü harcayan bir siyasi figür… Devlet Bahçeli’nin ardındaki MHP kadroları ve Ülkücü Hareket; sokak hareketlerine de şiddete de tevessül etmez. Türkiye’de uzun yıllardan beri şiddet denince akla PKK ve siyasi temsilcileri geliyor. Onu, ideolojik genleri dolayısıyla CHP takip ediyor. İki kavgacı mahfil, parlamentoda da dışarıda da bozacıyla şıracı gibi… Babacan ve benzerleriyse sadece şakşakçı… Milletimiz soruyor! Ey Babacan; suret-i haktan görünüyorsun da, şiddet eylemlerinin, sokak hareketlerinin ve terör olaylarının merkezindeki CHP’ye neden yamaklık ediyorsun? Niçin CHP’nin himaye ettiği HDP-PKK’ya yalakalık peşindesin?”(TÜRKGÜN)

– 5. İslami Dayanışma Oyunları Muhteşem Açılış Seremonisi İle Başladı

Konya’nın ev sahipliğinde İslam İşbirliği Teşkilatı ve İslami Dayanışma Spor Federasyonu üyesi 56 ülkeden 4 bin 200 sporcunun katıldığı 5. İslami Dayanışma Oyunları’nın açılışı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Konya Büyükşehir Belediye Stadyumu’nda uzun süre hafızalardan silinmeyecek muhteşem bir görsel şölene sahne olan açılışta Konya’dan tüm dünyaya kardeşlik mesajları verildi. Konya’nın ev sahipliğinde gerçekleşen 5. İslami Dayanışma Oyunları muhteşem bir görsel şölenle açıldı. Konya Büyükşehir Belediye Stadyumu’nda yapılan açılış törenine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan; İslami Dayanışma Spor Federasyonu Başkanı, Suudi Arabistan Spor Bakanı Prens Abdülaziz bin Turki el-Faysal el Suud, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Cezayir Başbakanı Eymen bin Abdurrahman, Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye, Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Hüseyin İbrahim Taha, ülkelerin spor bakanları, federasyon başkanları, sporcular, çok sayıda protokol üyesi ile vatandaşlar katıldı. AÇILIŞ MUHTEŞEM BİR GÖRSEL ŞÖLENE SAHNE OLDU Uzun süre hafızalardan silinmeyecek muhteşem bir görsel şölen sunan tören öncesinde Türk Hava Kuvvetleri’nin akrobasi timi Türk Yıldızları’nın gösteri uçuşunu sporseverler ilgiyle takip etti. Saha zemininde sergilenen Türkiye’nin güzellikleri ile Türk bayrağı koreografileri de büyük alkış aldı. Göz alıcı ışık ve havai fişek gösterilerinin yer aldığı açılışta çeşitli koreografiler sahnelendi. Halk oyunları gösterisinin de büyük ilgi gördüğü gecede en fazla beğeni toplayan gösterisi ise dronelarla yapılan Mevlana silueti oldu. İslam dünyasının önemli müzisyenlerinden Maher Zain de 5. İslami Dayanışma Oyunları’nın açılış töreni öncesinde konser verdi. OYUNLARIN AÇILIŞINI CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN YAPTI 56 ülke takımlarının geçit törenini izleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’yi temsil edecek sporcuların geçit törenini ise ayakta takip etti. Stadı dolduran vatandaşlar 461 Türk sporcuyu büyük bir coşkuyla karşıladı. Dünya Belediyeler Birliği Başkanı ve Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay’ın da ilgiyle takip ettiği organizasyonun açılışında Konya’dan tüm dünyadan kardeşlik mesajları verildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan oyunların açılışını besmele ile yaptı. Erdoğan, “5. İslami Dayanışma Oyunları spor faaliyetlerini başlatıyorum. Tüm emeği geçenleri şahsım, milletim adına tebrik ediyorum. Hayırlı, uğurlu olsun.” ifadelerini kullandı. “TÜM İSLAM ALEMİNE YARAŞIR BİR ORGANİZASYONA İMZA ATACAĞIZ” Açılışta konuşan Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, sporun çok önemli anlamları olduğunu dile getirerek şöyle konuştu: “İnşallah sadece şehrimize ve ülkemize değil, tüm İslam alemine yaraşır bir organizasyona imza atacağız. Biliyoruz ki uluslararası spor organizasyonlarının sadece sportif etkinlik olmaktan öte anlamları var. Sporun birleştirici gücü böyle organizasyonlarda daha fazla ön plana çıkıyor. Ülkelerimiz arasında bağın ve kardeşliğin gelişmesine vesile oluyor. Zira yeryüzü bugün barış ve esenliğe, selamete, kardeşçe birbirinin hukukunu korumaya hasrettir. Aşk ve sevginin vatanı, hoşgörünün temsilcisi Hazreti Mevlana’nın şehri Konya’dan bir kez daha duyurmak isteriz ki hayat dini olan İslam, barış ve esenlik ile eş anlamlıdır. Oyunlar da ilhamını ve ışığını İslam’ın bu barış ve kardeşliğe davet eden evrensel kutlu çağrısından almaktadır.” KONYA 2021 UNUTULMAYACAK BİR SPOR ŞÖLENİ OLACAK Kasapoğlu, oyunları düzenlemek için büyük bir gayret ve heyecanla çalıştıklarını anlatarak, “Hem oyunlar boyunca kullanılacak hem de oyunlardan sonra ülkemiz ve dünya sporcularına hizmet edecek muhteşem eserleri Konya’mıza ve ülkemize kazandırdık. Tüm dünyaya İslam ülkelerinin sportif organizasyonlar alanındaki yetkinliğini gösterebilmenin gururunu yaşamaktayız. İnşallah tüm bu gayretlerin sonucunda Konya 2021, unutulmayacak bir spor şöleni olacak. Dünyanın farklı ülkelerinden Türkiye’ye gelen siz değerli misafirlerimiz, inşallah ömür boyu mutlulukla anacağınız hatıralarla ülkemizden ayrılacaksınız.” diye konuştu. “4 BİN SPORCUYU BİR ARAYA GETİREN TÜRKİYE’Yİ TEBRİK EDİYORUM”   İslami İş Birliği Teşkilatı Genel Sekreteri Hüseyin İbrahim Taha, İslam ülkelerinin bir araya gelmesinin önemli olduğunu belirterek, “İslam ülkelerinin dayanışması ve bir araya gelmesi, insanların tanışması ve kaynaşması adına bu tür organizasyonlar önemli rol oynamaktadır. Yine aynı şekilde İslam İşbirliği Örgütü üye ülkelerinin gençliği ve sporun ilerlemesine olan bağlılığının bir kanıtı olarak, İslami coğrafyadaki insanları bir araya getirmek ve İslami değerleri pekiştirmek adına önemli bir adım atmış olduk. Burada 4 bin sporcuyu bir araya getiren Türkiye’yi tebrik ediyor ve İslami dayanışmanın somut bir örneği olması nedeniyle dünyanın en önemli spor etkinlikleri arasında sayılan bu etkinliği düzenlediği için teşekkür ediyorum.” açıklamasını yaptı. “BUGÜN TEK BİR BAYRAK ALTINDA, DAİMİ KARDEŞLİK ETRAFINDA BULUŞUYORUZ” Uluslararası İslami Dayanışma Spor Federasyonu (ISSF) Başkanı ve Suudi Arabistan Spor Bakanı Prens Abdülaziz bin Turki el- Faysal el Suud ise yaptığı konuşmada, “Bugün bu önemli toplantıda tek bir bayrak altında, daimi kardeşlik, büyük bir hedef etrafında buluşuyoruz. Çünkü İslam’dan daha yüce ve daha barıştan daha güzel bir din yoktur. Çünkü İslam ilk yıllarından itibaren spora özendirmiş, yüzmeye, atıcılığa ve at biniciliğine insanları desteklemiş ve onları bu sporları yapmalarına bir şekilde rehberlik etmiştir. Bu büyük buluşmaya katılan her sporcu gerçek rekabetin temiz yüzünü ve sahip olduğu büyük spor değerlerini ortaya koyacaktır. Organizasyonda emeği geçenlere teşekkür ederim. Katılan tüm sporculara bol şans ve başarılar dilerim.” diye konuştu. İslam İşbirliği Teşkilatı ve İslami Dayanışma Spor Federasyonu üyesi 56 ülkeden 4 bin 200 sporcunun katıldığı organizasyon 18 Ağustos’ta gerçekleştirilecek kapanış programı ile sona erecek.

– Konya Büyükşehir Belediyesinden Ücretsiz Konya Çocuk Film Günleri

Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl beşincisi düzenlenecek Konya Çocuk Film Günleri 29 Temmuz Cuma günü kapılarını ziyaretçilerine açacak. Çocuk Film Günlerinde; ücretsiz film gösterimleri, müzikal çocuk tiyatroları ve çeşitli atölye etkinlikleri çocuklarla buluşacak. Konya Büyükşehir Belediyesi’nin bu yıl beşincisini düzenleyeceği Konya Çocuk Film Günleri 29 Temmuz’da başlıyor. Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, çocukların hayal dünyalarını zenginleştirmek, onlara hoşça zaman geçirmek için düzenleyecekleri Konya Çocuk Film Günleri’nde çok özel aktivitelerin yer alacağını belirtti.         Başkan Altay, “Bu yılki Konya Çocuk Film Günleri’nde 4 salonda 8 sinema filmi gösterimi, 2 salonda ise masal atölyeleri olacak. Otopark alanında ise çocuklara yönelik müzikal tiyatrolar, etkinlikler ve atölyeler gerçekleştirilecek. Bütün çocuklarımızı ve ailelerimizi etkinliğimize davet ediyorum.” dedi. M1 Konya Alışveriş Merkezi ve Avşar Sinema Salonlarında 29, 30 ve 31 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilecek Konya Çocuk Film Günleri, 11.00-23.00 saatleri arasında misafirlerini ağırlayacak.

Konyaspor 10 kişiyle tur kapısını araladı!

0

Konyaspor, UEFA Avrupa Konferans Ligi 2. eleme turu ilk maçında Bate Borisov’u 3-0 mağlup etti.

 
BATE Borisov ile Konyaspor, Belarus ekibinin ev sahipliğinde MEDAŞ Konya Büyükşehir Stadı’nda karşı karşıya geldi. Müsabakayı Konyaspor 3-0 kazandı. Konyaspor, 39. dakikada Bytyqi’nin golüyle öne geçti. Temsilcimizde 41. dakikada Uğurcan Yazğılı ikinci sarıdan kırmızı kart gördü ve takımı 10 kişi bıraktı. İlk yarı Konyaspor’un 1-0’lık üstünlüğüyle sona erdi. Konyaspor 58. dakikada Michalak ve 90+5. dakikada Muric’in golleriyle sahadan 3-0 galip ayrıldı. Karşılaşmanın rövanşı, 28 Temmuz Perşembe günü Konyaspor’un ev sahipliğinde oynanacak. BATE Borisov: 0 – Konyaspor: 3 Stat: MEDAŞ Konya Büyükşehir Hakemler: Gustavo Fernandes Correia, Pedro Ribeiro, Paulo Bras (Portekiz) BATE Borisov: Kudravets, Nechaev (Dk. 80 Shumanski), Filipovic, Bordachev, Bessmertny, Dragun, Bacharou, Malkevich, Vasilevich (Dk. 53 Orashkevich), Milic, Gromyko (Dk. 68 Sharkouski) Konyaspor: Sehic, Ahmet Oğuz, Uğurcan Yazğılı, Calvo, Guilherme, Hadziahmetovic, Soner Dikmen (Dk. 86 Pavicic), Michalak (Dk. 68 Amilton), Çekiçi (Dk. 46 Adil Demirbağ), Bytyqi (Dk. 77 Muric), Cikalleshi (Dk. 68 Muhammet Demir) Goller: Dk. 38 Bytyqi, Dk. 57 Michalak, Dk. 90+4 Muric (Konyaspor) Sarı kartlar: Dk. 79 Sehic (Konyaspor), Dk. 85 Bacharou (BATE Borisov) Kırmızı kart: Dk. 40 Uğurcan Yazğılı (Konyaspor)

– Milliyetçi Hareket Partisi Miting Programları Başlatıyor

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezi, Medya, Tanıtım ve Halkla İlişkiler Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada 4 Eylül Pazar gününden itibaren açık hava toplantıları düzenleneceği belirtildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:   “Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyet’in 100’üncü yıl dönümü olan 2023’de yapılacak Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimlerine bütün imkan ve inancıyla hazırlanmaktadır.         Bu kapsamda 29 Temmuz 2022 tarihinden itibaren tekrar başlayacak olan “Adım Adım 2023; İlçe İlçe Anlatma ve Aydınlatma” Toplantılarının yanı sıra, 4 Eylül 2022 tarihinden itibaren, Sivas Kongresi’nin ruhuyla, yine Sivas ilimiz merkez olmak suretiyle “Amasya, Tokat, Çorum, Yozgat” il teşkilatlarımızın ve aziz vatandaşlarımızın katılımıyla “2023’e Doğru: Aday Belli, Karar Net” Temalı Açık Hava Toplantılarının ilki düzenlenecektir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”  

– Konya Büyükşehir Mehter Takımı Her Hafta Vatandaşlarla Buluşuyor

Konya Büyükşehir Belediyesi Mehter Takımı, şehrin sosyal ve kültürel hayatına katkıda bulunmak ve mehteran ruhunu yaşatmak amacıyla her hafta Salı günleri Zafer Meydanı’nda, Cuma günleri ise Mevlana Meydanı’nda konser veriyor. Konya Büyükşehir Belediyesi Mehter Takımı’nın Zafer Meydanı ile Mevlana Meydanı’nda gerçekleştirdiği konserler vatandaşlardan ilgi görüyor. Türkiye’nin en köklü bando ve mehter heyetlerinden birine sahip olan Konya Büyükşehir Belediyesi, pandemiden dolayı ara verdiği mehteran konserlerini yeniden Konyalılarla buluşturmaya başladı.  Konya Büyükşehir Belediyesi’nin şehrin sosyal ve kültürel hayatına katkıda bulunmak ve mehteran ruhunu yaşatmak amacıyla gerçekleştirdiği konserler; Salı günleri saat 14.30’da Zafer Meydanı’nda; Cuma günleri de saat 15.00’te Mevlana Meydanı’nda büyük coşkuya sahne oluyor. Verilen konserlerin yanında eğitim öğretim yılı içinde okullarda İstiklal Marşı okumaları da gerçekleştiren Konya Büyükşehir Belediyesi Mehter Takımı, okullardaki çeşitli etkinliklerde de öğrencilerle bir araya geliyor.

– MHP Lideri Kurban Bayramı Kutlama Mesajı Yayınladı

 Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli “Kurban Bayramı münasebetiyle” kutlama mesajı yayınladı. Bayramların anlaşma, buluşma, kucaklaşma ve kavuşma anlamına geldiğini belirten Bahçeli, Mesajında şu ifadelere yer verdi  “Bayramlar, milli ve manevi dayanışmanın, birlik ve dirlik halinde yaşamanın, barış ve kardeşlik ruhuyla bezenmenin kutlu dönemleridir. Beşeriyetin yüksek gerilim yüklü bugünkü ortamında bayramın vaaz ve vaat ettiği insani, irfani, vicdani ve ahlaki mesajlarına fevkaladenin fevkinde ihtiyaç vardır. Dünyanın askeri, siyasi ve ekonomik bunalımlara mahkum kaldığı şu günkü ağır şartlarda Kurban Bayramı geniş bir coğrafyada hayat mücadelesi veren kardeşlerimizin yüreklerine su serpecek, ümitlerini tazeleyecektir. Küresel enflasyondaki tırmanışlar, enerji ve gıda arz güvenliğindeki teklemeler, Birleşik Krallık’tan Fransa’ya kadar uzanan ve Avrupa’yı tutsak alan siyasi belirsizlikler, bunun yanında simetrik ve asimetrik nitelikli yaygın çatışmaların neden olduğu tehlikeler insanlığın huzur ve refah hedeflerine gölge düşürmektedir. Bir yanda coğrafyalara nüfuz eden kutuplaşmalar gittikçe sertleşirken, diğer yanda adil ve hakkaniyet ölçülerini esas alan dünya tahayyülü çok ciddi zarar ve ziyana uğramaktadır. Ukrayna-Rusya savaşının yol açtığı vahim komplikasyonlardan birisi olan gıda sorunu, özellikle stratejik mahiyeti tartışma götürmeyecek kadar önemli ve üst düzeyde olan buğday üretimi temelinde muhtemel kabus senaryolarının telaffuzuna ve tedavülüne neden olmaktadır. Bu kapsamda Türkiye’nin ısrarlı ve iyi niyetli çabalarıyla açılması için mücadele ettiği “Tahıl Koridoru”nun bölgesel ve küresel beklentilere cevap teşkil edecek olması hem insani hem de siyasi sorumluluk duygusunun somut bir yansımasıdır. Ancak dünya buğday kriziyle yüz yüzeyken, ülkemizde buğday tarlalarında çıkan yangınların provokasyon ihtimalini de yabana atmamak esas olmalıdır. Eşzamanlı olarak Osmaniye, Çorlu, Bursa, Gaziantep, Kahramanmaraş, Mardin, Mersin, Diyarbakır, Aydın, Batman, Tekirdağ’da binlerce dönümlük buğday tarlasının yanması zamanlama itibariyle düşündürücü, bir o kadar da üzücüdür. Orman yangınlarından sonra buğday tarlalarının da aynı akıbete maruz kalması hiç şüphesiz konunun bütün yönleriyle araştırılmasını, eğer varsa sabotajcıların bulunup cezalandırılmasını gerektirmektedir. Türkiye’mize her cepheden saldıran iç ve dış odakların kanlı ve kalleş tertiplerine karşı, tıpkı bayramlarda görüldüğü gibi, birlik ve beraberlik şuuruyla duruş ve direniş göstermek milli mecburiyetimiz, dahası vatan görevimizdir. Rehavet ve zaaf anımızı kollayan, fırsatçılık peşinde koşarak sırtımızı yere getirmek için pusuda bekleyen namertlere karşı İsmaili bir adanmışlıkla mücadele etmek lazımdır. Bilhassa Türk ve İslam coğrafyaları üzerinde hesap ve plan yapan, hassasiyetleri kaşıyarak devlet ve toplum istikrarını dinamitlemeyi amaçlayan mihrakların boş durmadıkları da ortadadır. Kazakistan’dan sonra Özbekistan’ın Karakalpak Özerk Bölgesi’nin karışması ve halkın sokaklara dökülmesiyle ölümlere ve yaralanmalara sebep olan çatışmaların ortaya çıkması sistematik tahrik ve tezvirat sürecinin dip dalga halinde tezahürüne bir kez daha işaret etmiştir. Dost ve kardeş ülke Özbekistan’ın Karakalpak Özerk Bölgesi’nde sular durulmuş olsa da, tedirgin ve kuşkulu bekleyişler devam etmektedir. Bu nedenle Türk Devletleri Teşkilatı’nın bir üyesi olan Özbekistan’la, siyasi ve toprak bütünlüğüne saygı esası çerçevesinde destek ve dayanışma irademizi hassaten paylaşmayı yararlı görüyoruz. Nitekim Milliyetçi Hareket Partisi ayrılıkçı ve bölücü emellere karşıdır, karşı durmayı kararlılıkla sürdürecektir. Bu gelişmeler sıcaklığını koruyorken, zillet ittifakının muhtemel Cumhurbaşkanı adayının eşkâliyle oyalanması, hatta robot resmini çıkarmak için ortam yoklaması tam bir kara mizah örneğidir. Zillet ittifakının kurguladığı Cumhurbaşkanı adayı edilgen, etkisiz, pasif, yeri geldiğinde koltuğunu devredecek, uzaktan kumanda edilmeye boyun eğecek kukla bir adaydan öte anlam taşımamaktadır. Tek ortak noktaları nevzuhur “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” olan makus partilerin Türkiye’nin geleceği, milli gerçekleri, yüksek mücadele seviyesi hakkında en küçük görüş, tespit ve teklifleri yoktur. Bunların derdi koltuk paylaşımı, geçimleri de fitne, dedikodu, yalan ve istismardır. Zillet ittifakının Cumhurbaşkanı adayının hüviyeti üzerinden tetikçi, kiralık uzman ve sözde aydınlar eliyle gazete ve televizyonlarda yürütülen tartışmalar sabır ve tahammül eşiklerini artık zorlamaya başlamıştır. “Ortak aday mı, çoklu aday mı?” sorusunun gündemde tutulması akıl kaybının en ileri evresidir. Terörist Demirtaş’ın cezaevinden açıklamalar yapıp sürece müdahil olma sinsiliği, pazarlıkların günbegün kızışması, bakanlıkların bile dağıtıldığına yönelik iddialar, ilaveten zillet ittifakının beş defa toplanmasına rağmen hiçbir sonuca ulaşamaması ileri derece dağınıklığın ve çaresizlik içinde kıvranışın bir nevi belgelenmesidir.  İcazetli ve rehinli bir Cumhurbaşkanı adayına aziz milletimiz asla ve kat’a iltifat etmeyecek, itibar göstermeyecek, böylesi bir laçkalığı ciddiye dahi almayacaktır. 2023’de Cumhur İttifakı yine liyakatiyle, milli vakarıyla ve tecrübesiyle öne çıkacak, muhkem ve mutlak bir başarıya imza atacaktır. Türkiye’yi sonu karanlık bir maceraya çekmeye, bu menhus macerada nefessiz bırakmaya hiç kimsenin de gücü yetmeyecektir. Türk milleti, istiklaline de istikbaline de kesintisiz sahip çıkacaktır. Nasıl ki kurban; bir Müslümanın bütün varlığını, gerektiğinde Allah yolunda feda etmeye hazır olduğunun kanıtıysa, gerektiği zaman, gerektiği yerde milli varlığa fedakarlıkla bağlanmış Türkiye sevdalılarıyla da zorluklar aşılacak, çetin sınavlar geçilecektir. Ayrıca kurban, haç ve zekât gibi mal ile yapılan bir ibadettir. Beklentim ve niyazım, kurban bayramı ve ibadetiyle gönüllerdeki katılıkların yumuşaması, kırgınlıkların giderilmesi, insanlarımız arasındaki mesafelerin bir an önce kapatılmasıdır. Bayram demek anlaşma, buluşma, kucaklaşma ve kavuşma demektir. Paylaşmanın fazileti, yardımlaşmanın güzelliği, zorda ve darda kalanlara el uzatmanın ahlaki mükellefiyeti bayramın gerçek anlamında saklıdır. Türkiye’nin sancılı ve sorunlarla dolu gündeminde Kurban Bayramı’nın yeni bir soluk olması, yeni bir umut ve hedef birlikteliği sağlaması öncelikli dileğimdir. Bayramı karşılamaya hazırlanırken, Konya Şehir Hastanesi’nde bir doktorumuzun katledilmesi de acı verici ve milletimizi derinden yaralayan hunhar bir vaka olarak hafıza kayıtlarına geçmiştir. Sağlık çalışanlarımızı ve toplumun farklı kesimlerini hedef alan şiddet dalgasını önşartsız kınıyor, suçluların çok ağır bedeller ödemelerini ümit ediyor, sürecin takipçisi olacağımızın da bilinmesini arzuluyorum. Fakat Türkiye düşmanı ellerde itibar ve inandırıcılığını kaybeden, bölücülüğün aparatı haline gelen Türk Tabipleri Birliği’nin maksatlı kışkırtmasıyla doktorlarımızın iki gün süreyle boykot yapmalarını çok yanlış buluyor, muayenelerin iptalini de mahsurlu ve gayri meşru bir eylem olarak değerlendiriyorum.  Geçmişte PKK’nın şehit ettiği doktor, ebe ve hemşirelerimize sesi çıkmayan, bölücü terör örgütüne tepki göstermeyen Türk Tabipleri Birliği’nin sağlık sistemimizi kundaklama, doktorlarımızı istismar ve tedavi süreçlerini aksatma girişimi rezalettir, art niyetliliktir. Kardeşliğimizi kurban etmeye çalışanlara, iç barış ve huzur ortamımızı yağmalamaya heveslenenlere kurban ibadetinin vakar ve asaletiyle cevap vermek, aynı zamanda habis amaçlarına engel olmak hakkımızdır ve milli haysiyetimizin gereğidir. Nerede yaşarsa yaşasın, kökeni, mezhebi, anasının dili ne olursa olsun tüm vatandaşlarımızın, şehit ailelerimizin, gazilerimizin, Türk-İslam aleminin Mübarek Kurban Bayramı’nı tebrik ediyor, yapılan ibadetlerin Yüce Allah nezdinde kabul ve makbul olmasını yürekten temenni ediyorum. Bu vesileyle terörle mücadele esnasında şehit düşen kahramanlarımıza Allah’tan rahmetler, tedavi altında bulunan kahramanlarımıza da şifalar diliyorum. Bayram süresince tatil, akraba ve aile ziyareti gayesiyle yollara düşen vatandaşlarımızın trafik kurallarına uymalarını yeni acı ve kayıpların yaşanmaması için çok önemli addediyorum. Hac farizası için kutsal topraklarda bulunan tüm kardeşlerimizin ibadetlerinin kabulünü niyaz ediyorum.    Bayramımız kutlu olsun, Rabbim büyük milletimizin yüzünü güldürsün, yar ve yardımcısı olsun.”

– MHP’den İki Önemli Çalışma

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gelecek nesillere ışık tutacak, yol gösterecek, ekonomik ve sosyal konulardan oluşan bir çalışmamın tamamlandığını açıkladı. Bahçeli konu hakkında sosyal medya hesabı twitter üzerinden paylaştığı mesajlarda şu ifadelere yer verdi; “Değerli bir çalışmanın, fedakâr bir çabanın, göz nuru bir emeğin mahsulü olan “Geleceğin Ekonomi Vizyonu” ile “Türk Kuşağı: Türkiye’nin Büyük Stratejisi” isimli iki eserin tamamlanmış olmasından büyük bir memnuniyet duyduğumu bu vesileyle ifade etmek istiyorum. Zamanlarını ayırıp sabırla çalışan; bilgi, birikim ve tecrübelerini cömertçe paylaşan muhterem hocalarımıza, çalışma etaplarının koordinasyon görevini üstlenen Partimizin AR-GE’sine gönülden teşekkür ediyor, özellikle tebriklerimi iletiyorum.  “Geleceğin Ekonomi Vizyonu”, ekonomiye bakışımızı milli, manevi ve ahlaki açılardan temellendirip bir yol haritası belirlemiş, bu kapsamda teorik ve politik öneriler ve önermeler setini ihtiva etmiştir. Ekonomik meselelere yeni bir yorum, yeni bir soluk getirilmiştir. “Türkiye’nin Büyük Stratejisi” ise fikri tasavvurumuza gerçekçi, felsefi ve stratejik bir derinlik katmış, önümüzdeki risk ve tehditleri sorumlu ve milli bir akılla ele alıp kapsamlı şekilde değerlendirerek muhtemel ve muhkem bir geleceğin koordinatlarını çizmiştir. Her iki esere hâkim olan müstesna analiz ve düşüncelerin ülkemizin içinde bulunduğu yüksek mücadele ruhuna, parlak geleceğimizin inşa şuuruna, sorunlara karşı çare ve çözüm üretme arayışlarına muteber nitelikli destek sağlayacağından kuşkum yoktur. Hayırlı olsun.”

-MHP’li Feti Yıldız’a “Hukukta Marka İsim” ödülü

2023 Vizyon Destek Derneği tarafından bir otelde gerçekleştirilen “2023 Vizyon Büyük Türkiye Buluşması” kapsamında, “2023 Vizyon Marka Ödül Töreni” düzenlendi. MHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Türk Hukukuna yaptığı kıymetli çalışmalarından dolayı “Hukukta Marka İsim Ödülüne” layık görüldü. MHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yıldız, komisyon ve Meclis’teki yoğun çalışmaları sebebiyle “Yılın Hukuk Markası” olarak seçildiği büyük törene katılamadı.(TÜRKGÜN)

– Ülkü Ocaklarından Anlamlı Kurban Kampanyası

Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel merkezi, “Bu sene de kurbanlarınızı Ülkü Ocakları kesiyor.” Paylaşımı yaptı. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yılda ilginin fazla olacağı belirtilirken, gerekli hazırlıkların yapıldığı öğrenildi. Ülkü Ocakları kurban bağışlarının vekâleten kesildiğini, yapılan bağışların ihtiyaç sahiplerine ulaştırıldığı belirtildi. Kurban bedelinin 2300 TL olarak belirlendiği ve 0501 338 68 83 numaralı telefondan gerekli bilginin alınacağı belirtildi. Bağışların, Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı adına  “Ziraat Bankası IBAN: TR38 0001 0000 0145 1817 3050 40”  nolu hesaba  yapıldıktan sonra vekalet için için irtibat telefonu ile  vekaletin verileceği açıklaması yapıldı.

– Kalaycı, Ek Bütçe Görüşmelerinde Konuştu

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı, TBMM’de yapılan Ek Bütçe görüşmelerinde “Dar ve sabit gelirlilere, çiftçilere, mahalli idarelere ve yatırımlara ayrılan ek kaynakları ve çiftçimizin taleplerini” gündeme getirdi.        Konuşmasında, ek bütçede dar ve sabit gelirlilerin aylıklarında artış için kaynak ayrıldığını söyleyen Kalaycı;   “Küresel belirsizliklerin ve risklerin devam ettiği makro ekonomik ve jeopolitik ortamda, Ülkemizde, mevcut bütçe ödeneklerini arttırmaya dolayısıyla kamu hizmetlerinde herhangi bir aksaklık oluşmaması amacıyla 2022 yılı bütçesinde revizyona gitme ihtiyacı hâsıl olmuştur. Ek bütçe ile başta emeklilere ve kamu çalışanlarına, yaşlı ve engellilere, muhtaç ailelere, çiftçilere, mahalli idarelere ve yatırımlara ek kaynak tahsis edilmektedir. Ek bütçenin kaynağı olmadığını söyleyenler samimi ve iyi niyetli değildir. Makroekonomik veriler dikkate alındığında küresel ölçekteki gelişmeler ve mukayeseli değerlendirmeler, Türkiye ekonomisinin giderek güçlendiğini ve değişen şartlara büyük bir hızla uyum sağlayabildiğini ortaya koymaktadır. Yatırım, üretim ve ihracata dayalı büyüme politikası ile sağlanan yüksek performans bütçe gelirlerine de yansımaktadır. Bütçe gelirleri yapılan onca vergi indirim ve istisnalarına rağmen yüzde 100 oranında artarak ikiye katlamıştır. Emeklilerin ve kamu çalışanlarının aylıkları önümüzdeki ay yaklaşık yüzde 40 artırılacaktır. Ek gösterge düzenlemesi, lisans, yüksek lisans, doktora eğitimlerini çeşitli sebeplerle bırakmak zorunda kalanlara okullarına dönüş imkanı tanıyan düzenleme ve yoklama kaçağı, saklı veya bakaya olanların bedelli askerlik hizmetinden faydalanmasını öngören düzenleme de bugünlerde görüşülecektir. Asgari ücret artışının hafta sonuna kadar belirlenmesi için çalışma başlatılmıştır. 20 bin yeni öğretmen ataması ile ilgili süreç önümüzdeki günlerde başlayacaktır. Ayrıca emeklilikte yaşa takılanlar ve sözleşmeli çalışanlarla ilgili konular da Hükümetimizin gündemindedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, vatandaşlarımızın ekonomik yararını gözetecek, gelir ve ücret artışını sağlayacak, enflasyona karşı koruyacak bu düzenlemeleri destekliyoruz. Bu düzenlemeler hem sevindirici bir gelişme hem de geçim standartlarını yükseltici hamlelerdir. Nihayetinde verilen sözler tutulmaktadır.” Dedi.    Tarım destekleri için 13,4 milyar lira ilave kaynak tahsis edileceğini belirten Kalaycı;  Girdi maliyetleri artan çiftçilerimize destek vermek amacıyla 2022 yılında 25,8 milyar lira olarak planlanan tarımsal destekleme bütçesi, ek bütçe ile 39,2 milyar liraya, tarıma ayrılan toplam kaynak da 46,4 milyar lira artırılarak 104 milyar liraya yükseltilmektedir. Ek bütçe kapsamında; hububat alımları ilave prim desteği için 4 milyar lira, alan bazlı girdi desteği için 3,2 milyar lira, tarımsal sulama elektrik desteği için 2,8 milyar lira, çiğ süt desteği için 1,9 milyar lira, tarım sigortası devlet prim desteği için 1,3 milyar lira, et regülasyonu desteği için 175 milyon lira olmak üzere tarımsal destekler için 13,4 milyar lira ilave kaynak ayrılmaktadır. Ayrıca; tarım sektörü yatırım ödenekleri için ilave 8,8 milyar lira, tarımsal kredi sübvansiyonu, müdahale alımları ve tarımsal KİT’ler için 24,2 milyar lira ilave kaynak tahsis edilmektedir. Tarımsal desteklerden gelir vergisi kesintisi kaldırılmış, geçmiş beş yıllık kesintiler de çiftçilerimize iade edilmiştir.” Diye konuştu.       Artan maliyetler nedeniyle, Çiftçinin ve nakliyecinin içinde bulunduğu duruma değinen Kalaycı, “Çiftçimiz ve nakliyeci esnafımız vergisiz mazot istiyor.” dedi Kalaycı konuşmasında; “Haziran ayları itibariyle 2020 yılında 40 dolar, 2021 yılında 73 dolar olan petrol varil fiyatı geçtiğimiz aylarda 130 doları görmüş olup bugün 117 dolar düzeyindedir. Üre gübresi de 2020 yılında 202 dolar iken geçen ay 925 dolara kadar çıkmış ve bu ay 707 dolar düzeyindedir. Uluslararası petrol fiyatları ve döviz kurlarına bağlı olarak artan akaryakıt ve gübre fiyatları, yapılan vergi indirimlerine rağmen yüksek seviyelere çıkmıştır. Artan fiyatların tümüyle yansıtılmaması için akaryakıt vergi yükü indirilmiş, örneğin, mazot bedelinde daha önce yüzde 50’nin üzerinde olan vergi yükü, bugün yüzde 22,1’e düşmüş durumdadır. Vergi yükü İtalya’da yüzde 38,2, Fransa’da yüzde 49,6 seviyesindedir. Buna rağmen çiftçimiz ve nakliyeci esnafımız için akaryakıt vergi yükünün daha da indirilmesi hatta vergisiz mazot verilmesinin uygun olacağı değerlendirilmektedir.” Dedi.       Konuşmasında, Çiftçilerin elektrik fiyatlarında indirim ya da elektrik desteği talep ettiğine dikkat çeken Kalaycı;     “Tarımsal sulamada kullanılan elektrik tesliminde KDV oranı yüzde 18’den yüzde 8’e indirilip TRT payı ve enerji fonu kaldırılmasına rağmen artan fiyatların etkisiyle çiftçimizin elektrik maliyeti yüksek seviyeye çıkmıştır. Çiftçimiz, tarımda kullanılan elektrik fiyatlarında indirime gidilmesini ya da elektrik desteği verilmesini ve elektrik faturalarının hasat sonrası fatura edilmesini talep etmektedir.” Dedi.      Sulama projelerinin hızla tamamlanması için kaynak ayrıldığını belirten Kalaycı;  “Ek bütçe ile tarımsal sulama yatırımları için de önemli tutarda kaynak ayrılmaktadır. Ayrıca geçen ay alınan kararla sulama projelerinin TOKİ kanalıyla hızla tamamlanması öngörülmüştür. Çeşitli illerde 143 sulama projesi bu kapsamdadır. Bugün Konya’mızın hemen hemen her ilçesinde gölet ve sulama yatırımı yapılması talebi bulunmaktadır. KOP projesi çerçevesinde, devasa yatırımlar yapılmış ve yapılmaya devam edilmekle birlikte yatırımların hızla tamamlanması için gerekli tedbirler devam ettirilmelidir. Konya Ovası’na dış havzalardan su getirecek yeni proje çalışmaları hızla sonuçlandırmalıdır. Bugün başta Kulu, Cihanbeyli ve Altınekin ilçelerimizde verimli topraklara rağmen yeterince sulu tarım yapılamamaktadır. Bölgeye bir an önce su getirilmesi halinde verimde ve ürün rekoltesinde sağlanacak artış, yapılacak yatırımı kısa sürede amorti edecektir.” Dedi Konuşmasında, kuyu barışı yapılmasının önemine vurgu yapan Kalaycı;  “Konya Ovasında ruhsatsız ya da depo ve başka adlarla izin alınmış çok sayıda yer altı su kuyusu bulunmaktadır. Bu kuyular yıllardır kullanılmakta, elektrik faturaları ödenmektedir. Çiftçimiz, kuyu barışı yapılarak ruhsat verilmesini, bu suretle desteklerden ve elektrikte tarımsal sulama tarifesinden yararlanmak istemektedir. Ayrıca kuyu açılması serbest olan komşu illere yakın ilçelerimizdeki kuyu açma yasağı gözden geçirilmelidir.”  Dedi.      Tarım sektöründe üretim planlaması yapılmasının önemini belirten Kalaycı; “Dünyanın gıda krizi felaketine doğru gittiği de dikkate alınarak Ülkemizde gerekli tedbirleri almak zorundayız. Milliyetçi Hareket Partisi olarak tarım sektöründe üretim planlaması yapılması; desteklerin üretici refahını artıran, verimliliği yükselten, üretim maliyeti ve ürün fiyatı dengesini gözeten bir anlayışla ve üretime başlanmadan önce belirlenmesi görüşündeyiz. Ayrıca tarım sektörünün üretim, işletme ve pazarlama boyutlarıyla bütüncül bir yapıya kavuşturulmasını, katma değerli üretim için tarım sanayinin geliştirilmesini, gençlerin ve kadınların tarım sektörüne yönelmelerinin teşvik edilmesini gerekli görmekteyiz.” Diye Konuştu.      Konuşmasının sonunda Cumhur İttifakı oyunları bozmaya devam edeceğine dikkat çeken Kalaycı; “Türkiye, bir yandan pandemi ve savaş kaynaklı ekonomik sorunlarla, bir yandan terörle başarılı bir mücadele verirken diğer yandan da maruz kaldığı bölgesel ve küresel dayatmaları, ekonomik ve siyasi baskıları Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin sağladığı imkânlarla alınan etkili tedbirler sayesinde boşa çıkarmaktadır. Cumhur İttifakı, kem gözlerden, kötü sözlerden, karanlık emellerden Türkiye’yi fedakârca koruyarak, milletimizle bir ve bütün hâlinde geleceği inşa etmektedir. Bilinmelidir ki, Cumhur İttifakı ülkemiz üzerinde hesap yapanların oyunlarını bozmaya devam edecektir.” Dedi.

– MHP Lideri Önemli Açıklamalar Yaptı

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi; “Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Sayın Basın Mensupları, Bu haftaki Meclis Grup Toplantımız münasebetiyle sizlerle paylaşmayı düşündüğüm değerlendirmelere geçmeden önce yüksek heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Yurt içinde ve yurt dışında, televizyon ekranlarından, sosyal medya platformlarından toplantımızı takip eden aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda yaşayan değerli kardeşlerimize en kalbi selamlarımı iletiyor, hepsini birden hasretle, muhabbetle kucaklıyorum. Bugün sabah saatlerinde Yeşilçam’ın duayeni, Türk sinemasının usta siması, Türk tarihini sevdiren filmlerin unutulmaz ismi Cüneyt Arkın’ın vefat etmesinden büyük bir üzüntü duydum. Merhum Arkın yüzlerce filme imza atarak milletimizin kalbinde taht kurmuştu. Türk sinemasına seviyeli bir yorum getiren, hayatı boyunca çizgisini hiç değiştirmeyen, duruşuyla ve ahlaki vasfıyla her kesimde hayranlık uyandıran Cüneyt Arkın elbette şahsiyetiyle, sanatçı kimliğiyle, milli şuuruyla ve hayat verdiği karakterleriyle her zaman hatırlanacaktır. Ebediyete irtihal eden Cüneyt Arkın’a Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyor; ailesine, sevenlerine, sinema camiasına ve aziz milletimize sabırlar ve başsağlığı diliyorum. Ruhu şad, mekanı cennet olsun diyorum. Muhterem Milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk, çalışmanın önemine altı çizilmesi gereken şu sözlerle vurgu yapmıştı: “Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdur.” Biz ne haysiyetimizi, ne hürriyetimizi, ne de istiklal ve istikbalimizi Allah’ın izniyle kaybetmeyeceğiz. Bu itibarla nefes alır gibi çalışacağız. Hz.Ömer’in buyurduğu gibi, çalışmak en hayırlı sermayedir. İki günümüz birbirine eşit olmayacak, attığımız bir adım diğerini takip edecektir. Hz. Mevlana’nın dediği üzere, biz günün adamı değil hakikatin adamı olmak için çalışacağız. Çünkü gün değişse de hakikatin değişmeyeceğini hiç aklımızdan çıkarmayacağız. Yerinde saymak demek, aslında geriye gitmek demektir. Hep ilerleyeceğiz, daima ileri gideceğiz. Ne güzel de söylemiş Merhum Necip Fazıl Kısakürek: “Devler gibi eserler bırakmak için karıncalar gibi çalışmak gerekmektedir.” Şu husustan en küçük şüphemiz yoktur ki, en büyük makam, en büyük hak çalışanlara aittir. Sürekli arayacağız, Cenap Şehabettin’in dediği gibi, bugün altın ararken bakır buluyorsak, yarın bakır ararken altına ulaşacağız. Karşımıza çıkan okyanusu sadece bakarak geçemeyiz. Engelleri atıl vaziyette seyrederek aşamayız. Zorlukları boş bahanelere sığınarak yenemeyiz. Sorumluluk alacağız, inisiyatif üstleneceğiz, hayata ve hadiselere şuurla bakacağız, hamle üstünlüğünü devamlı elimizde tutacağız, bunları yaparken hiçbir zaman umutsuzluğun pençesine düşmeyeceğiz. Biliyoruz ki, işleyen demire pas yapışmaz, akan suya yosun tutunmaz, emek olmadan yemek hiç olamaz. Yazın gölge hoş ise kışın çuval boştur. Yazın başı pişenin kışın da aşı pişecektir. Ahi Evran demiş ki: “Hak ile sabır dileyip bize gelen bizdendir. Akıl ve ahlak ile çalışıp bizi geçen bizdendir. Hacı Bektaşi Veli’nin işaret ettiği gibi, insanoğlu için en kutsal ibadet çalışmak, doğruluk ve insan sevgisidir. Milliyetçi Hareket Partisi işte bu anlayış ve arayış çerçevesinde adım adım 2023’ün kemer taşlarını döşemektedir. “Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım” diyen Bilge Kağan’ın özü özümüz, sözü sözümüz, duruşu duruşumuz, mücadele mirası yol haritamızdır. Bugünün işini yarına bırakmadan çalışıyoruz, üretiyoruz, günbegün büyüyoruz. Geceyi gündüzle buluşturup, inancımızı irademizle birleştirip çalışmanın erdemiyle yoğruluyoruz. “Adım Adım 2023; İlçe İlçe Anlatma ve Aydınlatma” temasıyla yürüttüğümüz, seferberlik ruhuyla ifa ve icra ettiğimiz çalışmalar kapsamında, 18 Şubat 2022 tarihinden bugüne kadar 589 ilçemizi ziyaret ederek Milliyetçi Hareket Partisi’nin ve Cumhur İttifakı’nın mesajlarını taşıdık. Vatandaşlarımızla görüştük, muhtarlarımızla konuştuk, sivil toplum kuruluşlarımızın temsilcileriyle dertleştik, esnaflarımızla sözleştik, emeklerimizle, işçilerimizle, çiftçilerimizle gelecek hedeflerimizi paylaştık. Hamd olsun Cumhur İttifakı’na duyulan muazzam güvene şahit olduk. Hamd olsun Milliyetçi Hareket Partisi’ne yönelen, gün geçtikçe de büyüyen millet iradesini görmekten ziyadesiyle memnuniyet yaşadık. Zafer, zafer benim diyebilenlerin mükâfatıdır. Başarı, başarmaya inanmış yüreklerin mührüdür. Allah sütü verir, ama sütlacı yapacak bizleriz. Allah cevizi verir, ama kırıp içini çıkartacak da bizleriz. Hem farenin şerrini def edeceğiz, hem de buğday ambarımızı doldurmanın gayretinde olacağız. Cumhur, 2023’te bizatihi varlığına sahip çıkacak, geleceğine sahip çıkacak, hakkına sahip çıkacak, hukukuna sahip çıkacak, tarihine sahip çıkacak, onuruna sahip çıkacak, sinesinden doğup diriliş ve yükseliş ümidi olan ittifakını sonuna kadar destekleyecektir. Cumhur İttifakı’nın önü açıktır, zillet ittifakının siyasi ömrüyle birlikte önü de kapalıdır. Cumhur İttifakı’nın iktidar yürüyüşünü durdurmaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. Zillet ittifakının sabıkalı ve sivri ortakları fazla heyecan yapmasınlar, boş hayallere kapılmasınlar, zira havlu atıp nal toplayacakları, mağlup ve mahcup hale düşecekleri günler yakındır, eğer seçim 18 Haziran 2023’te yapılırsa bugünden itibaren de 356 gün kalmıştır. 24 Haziran 2018 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimlerinin üzerinden geçen yaklaşık 4 yıllık zaman dilimi, kimin millet ve vatan sevdalısı, kimin işbirlikçi ve Türkiye karşıtı olduğunu iyice tescillemiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın hiçbir sisli ve şüphe çeken yanı olmayan mutlak adaylığı üzerinde ya tutarsa diyerek polemik yapan, tezvirat üreten, nifak yayan zillet faillerine diyorum ki, yenilen pehlivan güreşe doymazmış, ama sizi doyuracağız; inanıyorum ki, minderden kaçmaya fırsat bile bulamayacaksınız. Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylığı meşrudur, yasal ve anayasaldır. Hevesler beyhude, çabalar boşunadır. 2023’de Sayın Cumhurbaşkanımız tekrardan ve yeniden, hatta çok güçlü bir şekilde Cumhurbaşkanı seçilecektir. Türkiye’nin geleceğini Cumhur İttifakı inşa edecektir. Göz az görürse, kulak az duyarsa, akıl ve zeka kıtlığı ileri düzeyde yaşanırsa bundan mütevellit hayal dünyasının müdavimleri uzun bir süredir çakılı kaldıkları hezeyan nöbetlerinden bir türlü çıkamayacaklardır. Saadet Partisi’nin Genel Başkanı, 2023 seçimlerine ilişkin olarak, “Yüzde 100 kazanırız diyemem, ama yüzde 99,99 kazanırız” açıklamasını yapmış. Şu temelsiz ve insanın yüzünü kızartacak ucube kehanete güler misiniz, ağlar mısınız, yoksa sağlık veya hidayet mi dilersiniz. Yine de biz Sayın Karamollaoğlu’na hayal dünyasında mutluluklar diliyor, Allah’tan da kendisine ve diğer zillet ortaklarına basiret ve izan temenni ediyoruz. Irak ve Suriye tezkerelerine hayır diyerek terörle mücadeleye hayır diyenleri, Libya tezkeresine hayır diyerek Mavi Vatana hayır diyenleri acıklı bir son beklemektedir. Hiç durmayacağız, hiç yavaşlamayacağız, hayal tacirlerini, haysiyet cellatlarını, fitne tezgâhlarını, Türkiye muhaliflerini birer birer bertaraf ederek Cumhur İttifakı’nın kutlu zaferine Allah’ın inayetiyle ulaşacağız. Bu yolda eşsiz mücadeleleriyle göz dolduran siz değerli milletvekillerimize, tüm dava arkadaşlarıma, teşkilatlarımızın cefakâr ve fedakâr mensuplarına teşekkür ve takdirlerimle birlikte şükranlarımı sunuyorum. Vakit imanla, heyecanla ve şevkle mücadele vaktidir. Vakit hedefimize kilitlenme vaktidir. Vakit gönüllere girme, gönüllerde kucaklaşma vaktidir. Hiç kimse merak etmesin, istikbalin kudreti, tıpkı mazide olduğu gibi yine büyük Türk milleti olacaktır. Nereye gittiğini bilen bir yelkenin hızını kesecek bir rüzgar yoktur. Biz nereye gittiğimizi, nereye gideceğimizi, gidince ne yapacağımızı adımız gibi bilenlerdeniz. Biz pırıl pırıl parlayan bir geleceğin peşinden koşanlardanız. Biz nefsine teslim olup zillete düşenlerle değil, Türkiye sevdasıyla yanıp tutuşan adam gibi adam olanlarla yürüyoruz. Merhum Vatan Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un şu dizelerinden ibret alıyoruz ve herkesin almasını da tavsiye ediyoruz: Nasihatim sana: Herzeyle iştigali bırak; Adamlığın yolu nerdense, bul da girmeye bak. Adam mısın: Ebediyyen cihanda hürsün, gez; Yular takıp seni bir kimsecik sürükleyemez. Adam değil misin, oğlum: Gönüllüsün semere; Küfür savurma boyun kestiğin semercilere. Muhterem Milletvekilleri, Doğal felaketlerle mücadele aynı anda zamana ve çok zor şartlara karşı yapılan insanüstü bir mücadeledir. Son yıllarda iklim değişikliği başta olmak üzere, farklı sebeplerden ortaya çıkan doğal afetler, aşırı yağışlar, bundan kaynaklanan sel ve su taşkınları elbette hayatın olağan akışını menfur ve müessif ölçülerde etkilemektedir. Dün Bartın, Karabük, Sinop ve Kastamonu’da görülen sağanak yağışlar üzücü gelişmelere yol açmıştır. AFAD ile Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından kırmızı kod uyarısı yapılan Kastamonu’da çay ve dereler taşmış, İnebolu’da köprüler yıkılmış, dere kenarındaki dükkânlar kapalı tutulmuştur. Bu münasebetle söz konusu illerimizde yaşayan bütün vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyor, yaraların süratle sarılarak zararların karşılanacağına inanıyorum. Doğal afetin kadrine uğrayan her insanımızın yanında olduğumuzun bilinmesini istiyorum. Bir diğer konu da orman yangınlarıdır. Özellikle söylemek isterim ki, ormanlarımız milli servetimizdir. Bu serveti korumak her vatan evladının ihmal edemeyeceği bir görevidir. Ormanlarımızla ilgili pek çok atasözü vardır ve milli hafızada kayıtlıdır. Yaş kesenin baş keseceği, beşikten mezara kadar ağaca muhtaçlığımız, ağaçsız memleketin duvaksız geline benzeyeceği hep söylenegelmiştir. Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde orman zenginliğimizi anlatarak, Anadolu’nun bir ucundan diğer ucuna kadar neredeyse güneş görülmediğini yazmıştı. Bu tespiti destekleyen bir başka yaygın rivayete göre de, bir sincap İzmir’de ağaca çıksa hiç yere inmeden Van’a kadar gitmesi mümkünmüş. Ormanlar hem gücümüz hem de süsümüzdür. Denizlerin en mavisi bizdedir. Çiçeklerin en solmazı bizimdir. Toprakların en bereketlisi bizim emanetimizdedir. Ancak yeşile düşman kesilenler, ormana tahammülsüz olanlar dönem dönem sadece ağaçlarımızı değil canımızı da yakmaktadır. Ormanlar, coğrafyanın akciğeri, börtünün, böceğin, diğer pek çok canlının yuvasıdır. Ormana kast edenler vatana kast etmişlerdir. Ormanlarımızı ateşe verenler ihanetle, rezaletle ve cinayetle bile izah edilemeyecek bir kötülüğün faili olmuşlardır. Büyük Hünkarımız Fatih Sultan Mehmet Han, bu söylediklerimden mülhem, “ormanda dal kesenin başını keserim” diyerek meselenin hayatiyetini ifade etmişti. Geçen hafta Marmaris’te 4 bin 500 hektarlık ormanlık alan çıkan yangından zarar görmüştür. Elbette çok üzüldük, bir başka anlatımla kahrolduk. Yeşile, doğaya, ormana, orman canlılarına, orman köylülerine ve Türkiye’mizin doğal varlığına bahanesi ne olursa olsun sabotaj veya saldırı içinde olanlara her cihetten en ağır cezayı vermek milletimizin haklı bir beklentisidir. Ağaçlarımızı yakanların hayat ışığını söndürmek boynumuzun borcudur. Böylesi bir caniliğin, böylesi bir canavarlığın, bu tip bir vandallığın olağan karşılanması, sıradan görülmesi akla da, ahlaka da, adalete de, insanlık değerlerine de bütünüyle aykırıdır. Marmaris’te yüreklere ateş düşüren sapık utanmadan, sıkılmadan, vicdanı sızlamadan “aileme kızdım ormanı yaktım” açıklamasını yapmıştır. Şu cürete, şu şerefsizliğe, şu küstahlığa, şu zehirli sözlere bakar mısınız? Her canı sıkılan bir yeri yakarsa, her kafası bozulan ülkemize vahim bir zarar verirse milli varlığımızı nasıl koruyacağız? Bu vatan ve millet düşmanına, sorarım sizlere, hangi cezayı verirsek yüreğimiz soğuyacaktır? 28 Temmuz-2 Ağustos 2021 tarihleri arasında 119 eşzamanlı yangın çıkmıştı. Günlerce yüreklerimiz ağzımızda korkunç sahnelere maruz kalmıştık. Ateşin çocukları isimli PKK’lı teröristlerin sabotajları, ajan provokatörlerin kapalı devre eylemleri, ilaveten ihmaller zinciri, tedbirsizlik ve dikkatsizlikler birbirine eklemlenerek binlerce hektarlık orman alanımız cayır cayır yanmıştı. Hainler ormanlarımızı ateşe vererek hıyanetlerini kusmuşlardı. Ne var ki ağaçlarımız yansa da, çok şükür dikilecek fidanlarımız vardır ve yanmış doğal örtüyü tekrar yeşillendirmek bizim namus konumuzdur. Ormana düşmanlık iblise hizmetkarlıktır. İmanla çarpan kalpler; insan, doğa ve hayvan sevgisiyle birleşen tertemiz gönüller iblisin ateşle saldırısını her zeminde karşılamaya muktedirdir. Anayasanın 169’ncu maddesinde, ormanların korunması ve geliştirilmesiyle ilgili amir hükümler yer almaktadır. Bu madde mucibince, yanan ormanların yerinde yeni ormanların yetiştirileceği, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılığın yapılamayacağı, bütün ormanların gözetiminin de devlette olduğu ortadadır. Hiç kuşkusuz ormanlara zarar verecek hiçbir teşebbüse izin verilemeyecektir. Ayrıca ve daha önemlisi, mezkur Anayasa hükmü gereğince, ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçların özel veya genel af kapsamına alınmayacağı da çok net bir şekilde kural altına alınmıştır. Orman yakanlarla mücadele etmek amacıyla idam cezası tartışmalarını çok yararlı gördüğümü, şayet bu cezanın tekraren hukuk mevzuatımıza girmesiyle ilgili bir kanun teklifi gelirse de seve seve destek olacağımızı açık seçik beyan ve ifade ediyorum. Bununla da kalmayıp, tasavvurdaki idam cezasının kadın cinayetlerini, tecavüz ve terör suçlarını da kapsayacak bir genişlik ve esneklik içinde olmasını hassaten bekliyor ve ümit ediyorum. Bu çerçevede üzerimize ne düşüyorsa yerine getirmeye de hazır olduğumuzu açıklıyorum. Cezalardaki caydırıcılık vasfını kuvvetlendirmemiz lazımdır. Eline çakmak alıp ormanları yakan su katılmamış barbarlara ya da eli ve vicdanı kanlı hainlere hareketsiz ve sessiz kalamayız. Eğer kalırsak yarın Ruzi Mahşer’de ecdadımızın ve şehitlerimizin yüzüne bakamayız. Bunun gereğini yapamazsak, 10 yaşındaki yavrusunun gözleri önünde katledilen merhume Emine Bulut’a, katilinin haksız tahrik indirimiyle adeta taltif edildiği merhume Pınar Gültekin’e, PKK’lı teröristler tarafından şehit edilen 26 yaşındaki Nurcan Karakaya ile 11 aylık bebeği Bedirhan Mustafa’ya, beşikte kurşunlanmış yavrulara ilahi hesap günü gelip çattığında ne diyeceğiz? Hangi bahaneleri ileri sürebileceğiz? Hz.Mevlana’nın aynen dediği gibi; “Ağaca su vermek adalet, dikene su vermek zulümdür. Adalet bir nimeti yerine koymak, zulüm ise yerinden söküp almaktır.” Kuşların aç kalmaması için dağlarına buğday, ev önlerine ekmek kırıntıları serpilen, susuzluk çekmemeleri için de pencere pervazlarına su koyulan, yani her canlının hakkını gözeten Türk-İslam medeniyetinin en önemli değeri adalettir, hakkın ve haklının müdafaasıdır. Ancak CHP’nin bu adalet kavrayışından haberi yoktur. Zillet ittifakının diğer ortaklarının gerçek bir adalet ve demokrasiyle bağı hiç yoktur. Çünkü bunların kalpleri taşlaşmış, vicdanları buzlanmıştır. Marmaris’te çıkan orman yangını süresince zillet ittifakının nerede durduğu, kör kütük bir şekilde istismar çukuruna nasıl gömüldüğü bir kez daha teyit edilmiştir. Devlet bütün imkanlarını seferber etmişken, mesela Kılıçdaroğlu da husumet seferine çıkmıştır. Kılıçdaroğlu nerede bu uçaklar, nerede bu helikopterler dediği anda, tepesinde hava araçları uçuşuyor, yanındaki partilileri de başlarını yukarı kaldırarak yangınla mücadele eden helikopterleri izliyorlardı. Tarım ve Orman Bakanımızın kamuoyunu doğru ve şeffaf bilgilendirerek yalana direnmesi ve sergilediği mücadele dirayeti, İçişleri Bakanımızın afet alanındaki müessir çalışmaları bize göre takdire şayandır. 15 uçak, 46 helikopter havadan bin 69 saat boyunca, 12 bin 400 ton suyu, 4 bin 48 sorti yapmak suretiyle alevlerin içine boşaltırken, Kılıçdaroğlu durduğu yerde ateşleniyor, kızarıyor, terliyor, adeta niye daha fazla yangın çıkmıyor diye hayıflanıyordu. Bin 204’ü orman işçisi olmak üzere toplamda 4 bin 587 kişilik görevli ekibimiz ateşe meydan okuyup can pahasına yangınla mücadele ederken Kılıçdaroğlu dedikodunun, iftiranın, provokasyonun mayasını çalıyordu. Sayın Kılıçdaroğlu, yine çamura yattın, yine sınıfta kaldın, yine su kaynattın. Felaketlerden siyasi rant devşirme gayesi faziletsiz, mensubiyet siz ve terbiyesiz bir siyaset kirliliğidir. Zillet ittifakının yakasına bu kir yapışmıştır. Marmaris Bördübet’te yanan ormanlara, şiddetli rüzgar ve sarp arazi şartlarına rağmen, havadan ve karadan çok etkili müdahale yapılıyorken, Marmaris-Datça karayolunda açıklamalarda bulunan Kılıçdaroğlu siyasi hesap çetelesi tutuyor, yangından parsa toplamak için pusuda bekliyordu. Kılıçdaroğlu, dil sürçmesinden midir, yoksa bildiği veya haberini aldığı karanlık bir malumattan dolayı mıdır bilinmez, “orman yangını olacağını herkes biliyordu” diyerek itirafta bulunmuş. Sayın Kılıçdaroğlu orman yangının çıkacağını nereden biliyorsun? Kim sana kripto mesajlar gönderiyor? Kimlerle düşüp kalkıyorsun? Bu sorulara cevap vermek durumundasın. Eğer yangın ihbarını alıp da ilgili ve yetkili kurumlara iletmediysen suçlusun. Yok ilettim diyorsan bu durumu da ispata mecbursun. Türkiye orman yangınına mahkum kalmışken, hükümeti kast ederek “milletin başına bela oldular, bir an önce gitsinler” diyen Kılıçdaroğlu, öfkesinin kurbanı, çıkarcılığının ve muhterisliğinin esiri olmuştur. Sayın Kılıçdaroğlu, bilmelisin ki, sana demokrat demek, sana adil demek, sana milletini ve vatanını seviyor demek hakikate en ağır bühtandır. Varsın Türkiye yanarsa yansın, yeter ki Kılıçdaroğlu ve zillet ittifakının siyasi istismar çarkı dönsün dursun. Varsın Türkiye dört bir taraftan kuşatılırsa kuşatılsın, ne gam ne tasa, yeter ki Kılıçdaroğlu ve taifesinin yalanları sürekli tedavülde tutulsun. Fakat Türk milleti zemzem diye sunulan zehri asla içmeyecek, zilletin zelil olması için altın ve demokratik vuruşunu 2023 yılının Haziran ayında yapacaktır. Zillet ittifakı unutmasın ki, yanlış hesap Bağdat’tan değil, tadattan, yani sayımdan döner, sayım zamanı da sandık zamanıdır, hesap zamanıdır, maskelerin düşeceği tarih anıdır. Değerli Arkadaşlarım, Genel kabul gören bir anlayış bağlamında savaşı, devlet ya da devletlerin kendi iradesini kabul ettirmek amacıyla uyguladıkları şiddet olarak tanımlamak mümkündür. Tarihin son beş asırlık gelişim ve ilerleyiş kulvarına baktığımızda, dominant güçlü devletlerle yükselen devletler arasında ya gerilimli bir süreci ya da bu gerilimin silahlı mücadeleye dönüştüğünü görmemiz imkan dahilindedir. Bir film şeridi gibi geçmişe uzandığımızda maalesef dünya çapında uzun barış ve refah dönemine çok nadir şekilde tesadüf edildiği de çarpıcı bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır. Ahlaki temelden kopuk hegemonya mücadeleleri ne insanlık değerlerine takılmış, ne hoşgörü ve merhamet tanımış, ne de adalet ve hukuk ilkelerine riayet etmiştir. Güçlü olanın haklı, haklı olanın güçsüz olduğu bir dünya düzeninin sunduğu veya sunacağı tek şeyin derin ve dipsiz bir huzursuzluk hali olduğu son derece açıktır. Küresel ve bölgesel sistemde etkinlik ve manevra alanlarını genişletme arayışı içinde olan ülkelerin nispeten edilgen ve zayıf ülkelerle kurduğu ilişkiler genelde adaletsizlik ve baskı üzerine bina edilmiştir. Bu tek yanlı ilişki hali adil ve demokratik değil ilkel ve dayatmacıdır. Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın bir yanda askeri mahiyeti varken, diğer yanda siyasi ve ekonomik muhtevasının yer aldığı, hattı zatında daha da öne çıktığı kuşkusuzdur. Bizim arzumuz, sönmeyecek umudumuz Rusya ile Ukrayna arasında kalıcı çözümün vasat bulması, barış havasının egemen olmasıdır. Görüldüğü kadarıyla, ittifaklar konsolide edilirken, tehditlerin psikolojik harekat boyu da serpilmektedir. Uluslararası sistem çok ciddi şekilde kamplaşmış, husumetler farklı kanallardan artan şiddette kamçılanmıştır. ABD, Çin’e karşı Vietnam ve Tayland ile birlikte Filipinler ve Hindistan gibi ülkeleri siperine çekerek Asya-Pasifik’te mevzi tahkimi yapmaktadır. Çin ise Rusya ile dayanışma mesajı verirken, aynı anda Tayvan’a elçilik açan Litvanya’ya ağır yaptırımlar uygulamaktadır. Eşzamanlı olarak dünya coğrafyasının farklı bölgelerinde çatışma ve kutuplaşmalar sertleşmekte, barışçıl arayışlar ölüme terk edilmektedir. Mesela Yunanistan, Doğu Akdeniz ve Ege’deki pozisyonunu güçlendirmek amacıyla, Rusya’nın tecrit edilmişliğini Türkiye’yi de içine alacak derecede yayma çabasındadır. Venizelos’un bir asır önceki tarihi yanlışına bu kez de Miçotakis düşmüştür. Bu ne ahlaka sığan, ne de komşuluk ruhuna uyan bir davranıştır. 23-24 Haziran 2022 tarihlerinde Brüksel’de yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde kabul edilen kararların sübjektif ve önyargılı ithamları içeriğine alarak Yunan emellerine hizmet edecek kıvama taşınması ayıplı ve utanç duyulacak bir çarpıtmadır. Bizim de kabulümüz mümkün değildir. Ukrayna ve Moldova’ya aday ülke statüsü tanınırken, Gürcistan’a AB üyeliği perspektifi verilirken, Türkiye’nin haksızlığa uğraması, mesnetsiz iddialarla suçlanması sahtekarlık ve iki yüzlülüktür. AB’nin, Doğu Akdeniz ve Ege’deki gayri meşru ve gayri hukuki dayatmalara sözcülük yapması; bize göre hem bölge barışını dinamitleyen, hem de Türkiye-Yunanistan arasındaki ilişkileri daha da gergin bir mecraya sürükleyen sorumsuzluktur. Yunanistan’ın ahlaksız ve korsanvari hamlelerine sessiz kalan AB’nin artık inandırıcılığı ve itibarı nazarımızda neredeyse kalmamıştır. Atina yönetiminin 10 mil hava sahası iddiasına gıkları çıkmayanların Türkiye’ye parmak sallaması namertliktir. Gayri askeri statüdeki adaları silahlandıran, sürekli damarımıza basan Yunanistan’a itiraz edemeyenlerin Türkiye’yi yargılama ve töhmet altında bırakmaya hakları da yoktur, buna haysiyetleri de elvermeyecektir. Uluslararası hukuka ve müttefiklik ruhuna aykırı ne varsa ülkemiz aleyhine reva görülmektedir. Biz, AB’nin lekeli yüzünü Yunanistan mazlum göçmenlere saldırırken gördük. Biz, AB’nin karanlık niyetini İspanya’nın Melilla kentinde sınırı geçmek üzereyken katledilen 37 göçmenin feryadından duyduk. İşte böylesi bir atmosferde, 29-30 Haziran 2022 tarihlerinde Madrid’de toplanacak NATO Liderler Zirvesi bütün dikkatleri üzerine çekmiştir. Bu zirve önemli bir kavşaktır. “Stratejik Konsept 2023” belgesinin görüşüleceği zirvede, Türkiye’nin tutumu ve duruşu muhatap ülkelerde merak uyandırmaktadır. Aynı zamanda İsveç ve Finlandiya’nın da NATO’ya başvurularının oylanması beklenmektedir. Ancak özellikle İsveç bugüne kadar Türkiye’nin eleştirdiği konularda somut ve ikna edici adımlar atmaktan devamlı imtina etmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak İsveç ve Finlandiya’nın pişmanlık emaresi göstermeden, dürüst ve çelişkisiz bir diplomasi rotasına girmeden, üstelik terörle aralarına kalın bir çizgi çekmeden NATO’ya üye olmalarına karşıyız, karşı duracağız. Türkiye’miz, kısa vadeli kazanımlar uğruna, uzun vadeli çıkarlarına asla gölge düşürmeyecektir. Yeri geldi mi, agresif politikalara rafine cevaplarla karşılık vermemiz, tarihi ve milli haklarımızla bezenmiş duruşumuzla mukabele etmemiz kaçınılmaz bir millet görevidir. Hakkımızı yedirmeyiz, hiç kimsenin hakkına da göz koymayız. Milli haysiyetimizi çiğnetmeyiz, çiğnemeye kalkışanların da alınlarını santim santim karışlarız. Baş veririz, fakat asla baş eğmeyiz. Boynumuz kıldan incedir, ancak büküldüğü hiçbir zaman görülmemiş ve görülmeyecektir. Değerli Milletvekilleri, Bazen kelimeler dizilir insanın boğazına, söz inat eder çıkmaz ağızdan. Geçmiş gelir aklınıza, yaşanmışlıkların hatırası düğüm düğüm olur hafızalarınızda. Öyle puslu havalar yaşanır ki, Milli Mücadele Kahramanı Merhum Kazım Karabekir’in dediği gibi, şeytanın bile Müslüman mintanı giydiğine tanık olunur. Merhum Hünkarımız Kanuni Sultan Süleyman, pek çok özelliğinin yanı sıra sanatkar bir ruha da sahipti. Muhibbi mahlasıyla şiirler yazmıştı. Bir gün sarayın bahçesinde dolaşırken, meyve ağaçlarının bazılarında çürüme fark eder. Dikkatle incelediğinde çürüyen ağaçların karıncaların istilasına uğradığını görür. Ağaçları ilaçlamak istese de, önce dönemin alimi, şeyhülislamı ve hocası Ebussuud Efendi’ye danışmak ister ve şöyle seslenir: Meyve ağaçlarını sarınca karınca, günah var mıdır karıncayı kırınca? Ebussuud Efendi’nin cevabı sarsıcı, öğretici, öğütleyici ve düşündürücüdür: Yarın Hakk’ın divanına varınca, Süleyman’dan hakkın alır karınca. Türk Ocakları’nın Kuruluşu’nun 110’uncu Yılında; İslam Dünyasında Meseleler ve Çözüm Yolları Sempozyumu’nda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın konuşmalarını dinleyince, hele hele devlete seri katil diyen bir müfterinin, bir suçlunun anılan sempozyumda olduğunu öğrenince bu duygu ve düşünceler kapladı ruhumu. Halbuki Türk Ocakları göz nurumuzdu, bir nevi mektebimiz, mefkûremizdi. İlk sevdamızdı, fikirlerimizin sistemleşip sadırdan satıra döküldüğü ülkü membaımızdı. Türkçülüğün ilk sancağı Türk Ocağı’nda kaldırılmıştı. 1931’den 1949 yılına kadar kapalı olduğu 18 yıllık bir dönemi kenara koyarsak, fiilen kurulduğu 3 Temmuz 1911’den, resmen kurulduğu 25 Mart 1912’den itibaren Türk’ün, Türkçülüğün ve Türk milliyetçiliğinin beşiğiydi. Türk Ocakları, Ahmet Ağaoğlu’ndan Yusuf Akçura’ya; Mehmet Emin Yurdakul’dan Ahmet Ferit Tek’e; Hamdullah Suphi Tanrıöver’den Osman Turan’a varıncaya kadar nice fazıl, inanmış ve davasına baş koymuş büyüklerimiz vasıtasıyla kollarını açıp uçurumların önüne set çekmişti. Milli Mücadele yıllarında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’da bulunan yakın çevresinin Türk Ocaklılar olduğunu Enver Behnan Şapolyo şöyle anlatmıştı: “Hamdullah Suphi’nin gelişinden Gazi Mustafa Kemal Paşa ziyadesiyle memnun olmuştu. Onun etrafında bir fikir halkası teşekkül ediyordu. Çankaya’da Atatürk’ün fikir arkadaşlarının hepsi de Türk Ocaklı idiler. Kâzım Karabekir dâhil olmak üzere, Hamdullah Suphi, Yusuf Akçura, Halide Edip, Ağaoğlu Ahmet, Reşit Galip, Mustafa Necati, Vasıf Çınar, Celâl Sahir, Mahmut Esat, Ruşen Eşref, Veled Çelebi, Besim Atalay, Tunalı Hilmi vb hepsi de ateşli ve gayeye inanmış Ocaklı milliyetçilerdir. 12 Eylül 1980 darbesini müteakiben talimatla açılan “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar” davasının iddianamesi, MHP ve ülkücü kuruluşları “1912’de Türk Ocakları’nın kuruluşuyla faaliyete geçen bir suç örgütü” olarak şerefsizce yaftalamıştı. Sadece 583 dava insanımızı değil, bir fikrin ve onun tarihinin de mahkum olması için cuntacılardan emir alan hukuk katliamcısı Nurettin Soyer eliyle bir tezgah kurulmuştu. Şimdi herkes elini vicdanına koyup düşünsün, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Türk Ocakları’nın Kuruluşu’nun 110’uncu Yılında; İslam Dünyasında Meseleler ve Çözüm Yolları Sempozyumu’nda” ne işi vardır? Biz bu hazin manzarayı nasıl okuyalım? Neye yoralım? Nasıl yorumlayalım? Davet ede ede, hem de böylesi bir dönemde Kılıçdaroğlu mu davet edilmiştir? Benim sözüm Türk Ocakları’nın üç-beş yöneticisinedir. Ya bunu nasıl yaptınız? Nasıl böyle bir hatanın faili oldunuz? Bu gaflete nasıl kapıldınız? Kılıçdaroğlu’nun “din halkın afyonudur” diyen, üstelik İslam dünyasıyla ilgili bir sempozyumda, Karl Marx’tan alıntı yaparak salonda hazır bulunanlara hitap etmesine nasıl katlandınız? O salondan mesela Ziya Gökalp, mesela Erol Güngör, mesela Mehmet Eröz’ün yerine Marx’ın görüşlerinin kamuoyuna yansımasını içinize nasıl sindirdiniz? Bunu nasıl hazmedebildiniz? Ben çok üzüldüm, dalıp dalıp uzaklara gittim, acaba Türk Ocakları yönetimi hiç mi rahatsız olmadı? Hiç mi vicdan azabı çekmedi? Türk milletinin kurşun gibi ağır günlerden geçtiği bir dönemde bu Türk Ocakları ne yapar, ne arar, neyle meşgul olur? Ebussuud Efendi’nin cevabını bir kez daha haykırıyorum: Yarın Hakk’ın divanına varınca, Süleyman’dan hakkın alır karınca. Bizim asıl Ocağımız, teslim olmuş bir Ocak değildir. Adı ve unvanı da tertemiz ülkü erlerinin inancıyla, şehit ve gazilerimizin kahramanlığıyla bayraklaşan Ülkü Ocakları’dır. Kaynağını Türk-İslam Ülküsünde bulmuş Türk milliyetçiliği bizim damarlarımızda dolaşan kanımız, dünyaya Türkçe bakışımızın fikir namusudur. Türk Ocakları 110 yıl evvel millet zillete düşmesin diye kurulmuştu, ama 110 yıl sonra zillete ev sahipliği yaparak geçmişine kalın bir sünger çekmiş, bizim de ciğerimizi dağlamıştır. Çok söze gerek yoktur, Türk Ocakları’nın vaki açmazını en iyi değerlendirip sorgulayacak olanlar bu Ocağın samimi ve sağduyulu mensuplarıdır. Bu da onlar için bir tarih ve millet vazifesidir. Değerli Arkadaşlarım, Milliyetçi Hareket Partisi’nin Meclis Grubu, TBMM yaz tatiline girmeden evvel sırasıyla ele alınacak kanun tekliflerinin görüşmelerine eksiksiz katılacaktır. 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ile Bağlı Cetvellerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin, yani ek bütçenin; Sayıştay üye seçiminin, Askeri Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin, Geldiğimiz bu aşamada kanunlaşması acil bir ihtiyaç olan ve kamuoyunda dezenformasyon düzenlemesi olarak tanımlanan Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ve gündemdeki diğer kanun tekliflerinin müzakere ve oylamalarına aktif ve tam kadro halinde katılıp irade ve desteğimizi göstereceğiz. Memur ve emeklilerimizle birlikte asgari ücretle çalışan kardeşlerimizin enflasyona ezdirilmeyeceğine, maaş ve ücretlerde beklenen artışlarla birlikte refah düzeyinin yükseleceğine gönülden inanıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın dün yaptığı açıklamaları memnuniyetle karşılıyor, aynı şekilde milletimizin lehine olacak her kararın da yanında duracağımızın teminatını veriyoruz. Sözlerime son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyor, başarılı, sağlıklı ve verimli bir hafta geçirmenizi temenni ediyorum. Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun diyorum.”

– Konya Büyükşehir Belediyesinden Toplu Taşıma Hamlesi

 Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Büyükşehir Belediyesi tarafından alımı yapılan otobüslerin ilk partisinin hizmete alınmasıyla ilgili basın tanıtımı gerçekleştirdi. Konya Büyükşehir Stadyumu otoparkında düzenlenen programda konuşan Başkan Altay, son dönemde yaptıkları işleri örneklerken, ‘Konya Modeli Belediyecilik’ ifadesini mutlaka vurguladıklarını belirtti. “BİR GÜNDE 91 BİN KİLOMETRE YOL KAT EDİYORUZ” Başkan Altay, “Konya, kadim bir şehir. Belediyecilik hizmetlerinin bugüne kadar iyi olduğu, bundan sonra da iyi olmaya devam edeceği bir şehir. Göreve geldiğimiz günden itibaren yeni bir başarı hikayesi oluşturmak için yoğun şekilde çalışıyoruz. Konya, coğrafi olarak Türkiye’nin en büyük ili. Nüfus olarak da Türkiye’nin 6. en büyük ilinde bulunuyoruz. Özellikle şehir yaşamında insanların hayatını etkileyecek önemli işlerden birisi toplu taşıma faaliyetleri. Konya merkezde yaklaşık 1 milyon 400 bin kişi yaşıyor. Ve biz yaklaşık 400 bin kişiyi bir günde toplu ulaşımla bir yerden bir yere taşıyoruz. Bu sayının yaklaşık 135 bini raylı sistemle, 265 bini de otobüslerimiz vasıtasıyla taşınıyor. Baktığınızda Konya coğrafyasının büyüklüğü aslında işimizin ne kadar zor olduğunun da bir göstergesi. Çünkü 72 bin kilometreyi bulan otobüs hatlarımız var ve bir günde yaklaşık 91 bin kilometre yol kat ediyoruz.” diye konuştu. TOPLU TAŞIMADA BÜYÜK ŞEHİRLER ARASINDA EN UCUZU KONYA Aynı zamanda toplu taşıma işini en ucuza yapmak için de çaba sarf ettiklerini anlatan Başkan Altay, öğrenci fiyatlarına 4 yıldır, sivil fiyatlarına da 2 yıldır zam yapmadıklarını belirterek şöyle devam etti: “Yani 4 yıl önce üniversite okumak için Konya’ya gelen bir öğrenci mezun olduğunda da aynı fiyatla toplu ulaşımdan faydalanıyor. En ucuz derken belki tam anlaşılmıyor onun için ben Türkiye’nin en büyük 10 ilindeki toplu ulaşım fiyatlarını sizlerle paylaşmak istiyorum. Aslında bunlara coğrafyayı da eklemek lazım ama nüfusla ilgili olan kısmını paylaşıyorum: İstanbul’da toplu ulaşım 7 lira 67 kuruş, Ankara’da 6 lira 50 kuruş, İzmir’de 7 lira 64 kuruş, Bursa’da 5 lira 50 kuruş, Antalya’da 8 lira, Konya’da 2 lira 50 kuruş, Adana’da 5 lira 75 kuruş, Şanlıurfa’da 4 lira 50 kuruş, Gaziantep’te 5 lira 20 kuruş, Kocaeli’nde 5 lira 50 kuruş. Yani baktığınızda Türkiye’nin nüfusa göre ilk 10 ilinde neredeyse illerin büyük kısmı Konya’dan iki katı ya da üç katı fiyatla yolcu taşıyor. Biz inşallah bu yılsonuna kadar bu fiyatlarla yolcu taşımaya devam edeceğiz.” YERLİ ÜRETİM 73 OTOBÜSÜN MALİYETİ 281 MİLYON TL Bir taraftan da otobüslerin konforunu artırmak için uzun süredir yaptıkları çalışmaların meyvesini aldıklarını anlatan Başkan Altay, “Şu anda ilk etabını gördüğünüz, Türkiye’de üretilen, yerli üretim olan, Türkiye’nin en güzel otobüslerini şehrimize kazandırdık. Bugün, 11 solo, 7 körüklü ve 1 çift katlı otobüsümüzü sizlerle paylaşıyoruz. İnşallah bunların plaka işlemleri ve şoför eğitimleri bittikten sonra bu hafta itibariyle yollarda yolcularımıza hizmet etmeye başlayacak. Toplamda 73 otobüs için 281 milyon lira ödeme gerçekleştirdik. Ve bu 281 milyon liranın tamamı öz kaynaklarla gerçekleştirildi. Herhangi bir finansman kullanılmadı. İlk etapta üretimi tamamlanan bugün 19 otobüsümüzü hizmete alıyoruz ama yılsonuna kadar peyderpey bu 73 otobüsümüz Konyalıların hizmetinde olacak. Bu yeterli mi? Değil. İnşallah en kısa sürede yeni otobüs sayımızı 100’e, sonra da daha fazlaya çıkarmak için görüşmelere devam ediyoruz.” ifadelerini kullandı. EN KALİTELİ HİZMETİ EN UYGUN FİYATLA SUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ Fabrika yetkililerine de teşekkür eden Başkan Altay, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Başlangıçtan itibaren koordinasyon manasında bizimle çok güzel bir şekilde çalıştılar ve Türkiye’de üretilen bu yerli otobüsleri Konya’mıza hep birlikte kazandırdık. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Biz yine ‘Konya Modeli Belediyecilik’ anlayışıyla vatandaşımıza en iyi hizmeti, en kaliteli hizmeti en uygun fiyatla sunmaya devam edeceğiz. Şehrimize hayırlı, uğurlu olsun.”

– Yalçın’ın Açıklaması, Davutoğlu ve Babacan’ı Çok Kızdıracak

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın sosyal medya hesabı üzerinden video yayımlayarak MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye yönelik ifadeler kullanan Ahmet Davutoğlu’na tepki gösterdi.  Yalçın tepkisinde, “Davutoğlu 57. Hükümet döneminde kundakta değildi, 40 yaşlarındaydı ama görünen o ki 10 yaşlarında bir çocuğun zekâ ve hafızasına sahipti.” ifadelerini kullandı. Semih Yalçın açıklamasında, Ahmet Davutoğlu ile Ali Babacan’ı ABD ve AB güdümünde olduklarını, iktidarı ve Cumhur İttifakını kundaklama misyonunu yerine getirmeye çabaladıklarını belirterek; “ Her iki siyaset artığı da uğradıkları derin inkisarın hiddeti ve hazımsızlığıyla kendilerini önemli mevkilere taşıyan eski partilerine karşı ihanetin, vefasızlığın, cibilliyetsizliğin, nankörlüğün en uç örneklerini veriyor.” İfadelerine yer vermesi dikkat çekti. MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın açıklamasında şu ifadelere yer verdi;  O BİR KURU GÜRÜLTÜ VİRTÜÖZÜ… “Mazul ve sakıt Başbakanlardan Ahmet Davutoğlu; illet nezdinde itibar ve ilgi göremeyince, çareyi tufeyli gibi MHP’nin sırtına yapışarak gündeme gelmekte bulmuş. Zaten Davutoğlu, kendini devletin en üst mevkiine çıkaran bir partiden siyasi a salaklıkları yüzünden gönderilmedi mi? Davutoğlu’nun, davul gibi boş boş gümleyerek gürültü çıkarmaktan başka marifeti yok. O sebeple Davuloğlu unvanını köküne kadar hak ediyor. O bir kuru gürültü virtüözü… Ahmet Davuloğlu, yine yememiş içmemiş, Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’ye dil uzatmış. Neymiş, Sayın Devlet Bahçeli 57. hükümet döneminde merhum Bülent Ecevit’i kundaklamışmış. Hadi oradan!  KUNDAKLAMA MİSYONUNU YERİNE GETİRMEYE ÇABALIYOR Davutoğlu 57. Hükümet döneminde kundakta değildi, 40 yaşlarındaydı ama görünen o ki 10 yaşlarında bir çocuğun zekâ ve hafızasına sahipti.  Sayın Ecevit’in partisi DSP’nin kendi içinden kundaklandığını, DSP’yi iktidardan uzaklaştırıp koalisyonu parçalama operasyonunun terörle mücadeleyi sekteye uğratmak ve Türkiye’yi hizaya getirmek için küresel aktörlerce tezgâhlandığını sokaktaki vatandaş bile unutmadı. Şimdi tıpkı Ahmet Davutoğlu ile Ali Babacan’ın particikleri de ABD ve AB güdümünde üstlendikleri, iktidarı ve Cumhur İttifakını kundaklama misyonunu yerine getirmeye çabalıyor. ÇAPSIZ OLDUKLARI HALDE HEM KEL HEM FODUL..! Her iki siyaset artığı da uğradıkları derin inkisarın hiddeti ve hazımsızlığıyla kendilerini önemli mevkilere taşıyan eski partilerine karşı ihanetin, vefasızlığın, cibilliyetsizliğin, nankörlüğün en uç örneklerini veriyor.  Liderimizin sıhhati de hamdolsun çok iyi. Davutoğlu ve benzerleri gibi unutkan, yetersiz, çapsız oldukları hâlde hem kel hem fodul misali davranan beşinci sınıf, düşük kalibreli politika oyuncularının duçar olduğu amansız illetlere bakınca; nihayetsiz şükürler olsun diyoruz.”(TÜRKGÜN)

– MHP Lideri Devlet Bahçeli; “Biz Türkiye Sevdalısıyız.”

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada her zaman olduğu gibi önemli mesajlar verdi. MHP Lideri Devlet Bahçeli, konuşmasında şu ifadelere yer verdi; “Değerli Milletvekili Arkadaşlarım Medyamızın Muhterem Temsilcileri, Bu haftaki Meclis Grup Toplantımıza başlarken hepinizi en kalbi duygularla selamlıyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Yurt içinde ve yurt dışında yaşayan aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda hayat mücadelesi veren değerli kardeşlerimize yürekten selamlarımı gönderiyor, en iyi dileklerimi paylaşıyorum. Son günlerde ülke genelinde yoğun olarak gözlemlenen sağanak yağışlar hayatın olağan akışını olumsuz şekilde etkilemiştir. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere pek çok il ve ilçemizde şiddetli yağışlardan dolayı hayat durma noktasına gelmiştir. Aşırı yağışlarla oluşan sel suları özellikle Ankara merkez ve ilçelerinde ev ve işyerlerini basmış, cadde ve sokakları sular altında bırakmıştır. Başkentimiz yoğun yağışlara teslim olmuştur. Daha üzücü olanı ise can ve mal kayıplarının yaşanmasıdır. Hem Ankara, hem de İstanbul Büyükşehir Belediyesi sel taşkınlarını, doğan mağduriyetleri acınası bir acziyetle ve sanki vurgun yemişçesine seyretmiştir. Meteorolojinin tüm uyarılarına rağmen hiçbir adım atılmamış, hiçbir önlem alınmamıştır. Basiretsiz ve beceriksiz belediye yönetimleri bir kez daha sınıfta kalmışlar, göz göre göre vatandaşlarımızı yüzüstü bırakmışlar, çaresizliğin girdabına terk etmişlerdir. Sakin ve emniyetli bir denizde çapına ve çalımına bakmadan önüne gelen kaptanlık taslayabilecektir. Mühim ve öncelikli olan fırtınalı bir ortamda gemiyi sağ salim ve güvenli bir şekilde limana yanaştırmaktır ki, usta kaptanların ortak meziyeti de bu olacaktır. Doğal felaketlerle mücadele, felaket esnasında değil, bu felaket ihtimali kuyumcu titizliğiyle önceden değerlendirilip, eşgüdüm halinde planlanarak sahaya yansıtılmalıdır. Bu sayede beklenen sonuca ulaşmak mümkün olacaktır. Kar ve yağmur yağdıktan sonra yapılacak her mücadele boş bir gayret, boşuna bir emektir. Risk ve tehlikeleri öngörememiş, farklı senaryolara göre hazırlığını yapamamış belediye yönetimlerinin tek sığınağı temelsiz bahanelerdir. Ankara ve İstanbul’un talihine pranga vuran alt yapı eksiklikleri, tedbirsizliklerin derinleştirdiği zafiyetler, siyasi ihtiras ve ilkellikler, afetler karşısında beliren organizasyon yetersizlikleri, kısır ve kırılgan gündemlerle meşguliyetler, bunlardan mülhem şehremini onuruna vakıf olamamış zihniyetler bugünkü tablonun yegane müsebbipleridir. Türkiye’miz zillete düşmüş siyasetçileri, vatandaşlarımızın üzerine karabasan gibi çökmüş kötürüm belediye yönetimlerini hak etmemektedir. Hükümet, İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerinin boşluğunu gecikmeksizin doldurmuş, bu kapsamda seferberlik ruhuyla aşırı yağışların müessif sonuçlarına çok şükür müdahale etmiştir. Belediye yönetimi laf üretme, polemik yapma, gizli siyasi hedefler peşinde koşma yeri değil, millete layıkıyla hizmet etme merciidir. Bu duruş ve tutumu gösterenleri aziz milletimiz baş tacı yapacaktır. Tam tersi bir niyet ve siyaset içinde olanları da zamanı geldiğinde rezil etmesini ve kenara çekmesini bilecektir. Aşırı yağışlardan zarar gören vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi bahusus iletiyorum. Bu kapsamda hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyor, ailelerine sabır ve başsağlığı dileklerimi bildiriyorum. İnanıyorum ki, şiddetli yağışların yaraları kısa süre içinde sarılacak, ortaya çıkan zarar ve ziyanlar da elbirliğiyle telafi edilecektir. Geçtiğimiz hafta sonu Van’ın Tuşba ilçesinde 5 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiş ve deprem çok geniş bir alan da hissedilmiştir. Tesellimiz bu depremde herhangi bir can kaybının yaşanmamasıdır. Bu vesileyle Van’lı kardeşlerimize çok geçmiş olsun diyorum. Allah’tan dileğim, her türlü kaza, bela, hastalık ve afetten milletimizi esirgeyip koruması, gufranını üzerimizden eksik etmemesidir. Ayrıca İtalya’nın Lucca kentinden havalanan, içinde Eczacıbaşı Holding’de görev yapan dört vatandaşımızın da bulunduğu bir helikopterin kaza kırıma uğraması sonucunda 7 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu elim kazadan kurtulamayarak ebediyete irtihal eden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve Eczacıbaşı Holding’e başsağlığı diliyor, diğer vefat edenlerin ailelerine ve ülkelerine taziyelerimi sunuyorum. Değerli Milletvekilleri, 11 Haziran 2022 tarihinde, Pençe-Kilit Harekat Bölgesi’nde teröristlerle çıkan çatışmada Uzman Çavuşumuz Ömer Yıldırım ile Uzman Onbaşımız Mehmet Ali Çap; ayrıca el yapımı patlayıcı saldırısı neticesinde Sözleşmeli Erimiz Fuat Özer ile Uzman Çavuşumuz Gökhan Demir şehit olmuş, iki askerimiz de yaralanmıştır. Dün ise Uzman Çavuşumuz Ramazan Gök yine Pençe-Kilit Harekat Bölgesi’nde şehit düşmüştür. Hain terör saldırılarını lanetliyorum. Aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyor, büyük Türk milletine, silah arkadaşlarına ve kederli ailelerine sabır ve başsağlığı diliyorum. Şu anda tedavi altında bulunan gazilerimize şifalar temenni ediyorum. Elbette acımız çok büyük ve tarifsizdir. Ancak bir o kadar da soracağımız hesabın cesameti, ihanet karşısında sahip olduğumuz hamiyetin cesareti büyüktür. Al bayrağa sarılmış şehit naaşları dualarla, gözyaşları eşliğinde vatan topraklarımıza emanet edilmiştir. Onlar sadece toprağa değil yüreklerimize de gömülmüştür. “Kalırsak devlet biziz, ölürsek cennet bizim” diyen kahraman şehitlerimizin damla damla dökülen kanları yerde bırakılmayacaktır. Katillere hak ettikleri cezalar muhakkak surette kesilecektir. Bu hesaplaşma yalnızca bir zaman meselesidir. Hainlerin sırtını dayadıkları muhasım ve müstevli çevrelerin alacakları sert cevabın niteliği de kat’i ve kesin olacaktır. Evlatlarımıza kast edenlerin hayatları zindan edilecektir. 15’inci yüzyılın müstesna ve mütefekkir şahsiyetlerinden olan, aynı zamanda Balkanlar’da Türk-İslam ruhunun yerleşmesinde saygıdeğer mücadelesi bulunan şair, eğitimci ve hukuk insanı Derviş Suzi Çelebi diyor ki: “Türk azdır diye bulma bahane, odun bir şulesi besdir cihane.” Yani demek istiyor ki, “kimse Türklerin azlığını bahane etmesin. Türk ateştir, bir kıvılcımı dünyayı yakmaya yetecektir.” Merhum Şairimiz Namık Kemal’in ifadesiyle söylersek, “Vatan takriben değil katiyen bizimdir.” Ve bu mutlak hakikat asla değişmeyecek, değiştirmeye hiç kimsenin nefesi yetişmeyecek, Türk milletinin beka tahtı asla devrilmeyecektir. Terörle mücadele kıran kırana devam edecek, bu melanetin kökü her yerden, her zeminden, her mıntıkadan sökülüp atılacaktır. Zira ikinci bir seçeneğimiz, ikinci bir tercih veya düşüncemiz hiçbir zaman görülemeyecektir. Bugün Türkiye’nin karşısındaki en büyük tehdit kanlı terör ve bundan beslenen etnik bölücülüktür. Türkiye’ye ihanet eden her kademedeki PKK’lı teröristler üç ayaklı bir çıkış yolu vardır ve şunlardan ibarettir: İlk olarak, terör saldırılarına önşartsız ver derhal son vermelidirler. İkinci olarak, silahlarıyla dağdan inip veya sınır ötesinde silahlarıyla birlikte Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim olmalıdırlar. Üçüncü olarak da, Türk adaletinin haklarında vereceği hükümlere boyun eğerek kaçınılmaz cezalarını çekmelidirler. Bunların dışındaki her yöntem, devletin teröre teslim olması ve teröristlerin önünde diz çökmesi anlamına gelecektir ki, şu anda devletin iradesini kahramanca müdafaa eden hiç kimse de böylesi bir müzakere ve mütareke hevesinin emaresi bile yoktur. Nitekim Türkiye bölücü terör karşısında bir yol ayrımına gelmiştir: Ya bu husumet ve hüsran cephesi Türk milletinin var oluş azim ve iradesini kırarak ülkeyi kanlı bir bölünme ve çatışma sürecine sürükleyecektir. Ya da Türkiye Cumhuriyeti, milletimizin desteği ve duasıyla hunhar eylemlere gereken cevabı vererek ihanetin belini kıracak ve emelleriyle birlikte gömecektir. Bu zilletin, bu rezaletin, bu hıyanetin sonu gelmiş; yılların birikimiyle, tecrübesiyle ve fedakarlıklarıyla tezahür eden operasyonel kabiliyet, stratejik kararlılık ve mücadele dirayeti hainlerin korkulu rüyasına dönüşmüştür. Terörle mücadele süreci çok boyutlu, aynı zamanda çok zor ve zahmetli bir süreçtir. Karşımızda yalnızca eli ve vicdanı kana bulanmış, emeli ve hedefi karanlığa bulaşmış teröristler yoktur. Görülen ve gösterilen kanlı tablonun ardında terörizmin imalatçı ülkeleri; teröristlere ikmal, ikbal ve ilham kaynağı olan üniformasız barbarlar vardır ve esasen bu yalın gerçeği birazcık sezgi ve zeka sahibi herkes bilmektedir. PKK, sadece PKK’dan ibaret değildir. Veya FETÖ sadece FETÖ’dan mütevellit değildir. Türk milletiyle kimlerin hesabı varsa, Türkiye’nin varlığından ve egemenlik haklarından kimler rahatsız ve memnuniyetsizse terörizmin baronları, terör örgütlerinin ümit aşısı onlardır. Terörle mücadele emperyalizmin komplolarıyla biteviye süren bir mücadeledir. Terörle mücadele Türkiye’yi zora sokmak, çıkmaza sürüklemek isteyen alçakların topuyla asimetrik bir mücadeledir. Bir bakıma terörle mücadele Türk ve İslam düşmanlığını hücrelerine kadar sindirmiş haçlı zihniyetiyle hala bitmeyen, hala dinmeyen, hala sonu gelmeyen kesif bir mücadelenin tanımı ve tarifidir. Teröristler kukladır, kuklacılar ise mayası, mazisi ve mahyası kapkara odaklardır. Türkiye’nin haklı, hukuki ve meşru sınır ötesi operasyonu an meselesiyken, sınırlarımıza 3 km’lik mesafede bulunan Kamışlı’da ABD askerleriyle PKK/YPG’li teröristlerin birlikte devriye turları atması, beraberce poz vermeleri neyin mesajı, kimin tertibidir? ABD’li askerlerin teröristlerle ne işi vardır? Teröristlerle gezenlerin, teröristlerle bir ve beraber olanların hangi müttefiklik hukukundan bahsetmeye yüzleri olacaktır? Mehmetlerimize silah sıkanlara, vatanımıza ve milletimize ihanet edenlere destek vermek, kol kanat germek insanlık onurunun, uluslararası hukukun neresiyle ve nasıl bağdaşacaktır? ABD pozisyonunu netleştirmek mecburiyetindedir. Bu ülke dost mudur? Yoksa düşman mıdır? Dostsa bilelim, misliyle mukabele edelim. Yok potansiyel bir düşmansa onu da öğrenelim, düşmana nasıl muamele edileceğini de açıkça gösterelim. Tarihin hiçbir döneminde, Türk milletine reva görülen kötülükler cezasız ve karşılıksız bırakılmamıştır. Hiç kimsenin, hiçbir ülkenin tarihin hakemliğinde tecelli eden bu sarih gerçeği unutmaması şarttır. Aziz milletimiz, tek yürekle haykıracak ve; Teslim olmamızı bekleyenleri reddedecektir. Tavizimizden medet umanları reddedecektir. Sömürü çarkında milli varlığımızı öğütmek için fırsat kollayanları reddedecektir. Mahvımızı projelendiren bölücü terörü reddedecektir. Ayrılığa ve kavgaya prim vermeyecek ve kesinlikle elinin tersiyle itecektir. Türkiye, göstereceği yüksek irade ile bölünmeyeceğini, tahriklere ve tacizlere eyvallah etmeyeceğini bedeli ne olursa olsun dosta da, düşmana da göstermiş, alayına birden göstermeye de devam edecektir. Müttefik olmak demek bir tarafın mütehakkim, diğer tarafın mahkum olduğu adaletsiz ve eşitsiz bir ilişki demek değildir. Müttefikliğin ahlakıyla birlikte, bir müktesebat kültürü olmalıdır, egemenlik hak ve çıkarlarına karşılıklı saygı ve sorumluluğu esas alan ilkeli, tutarlı ve dengeli bir kavrayışı bulunmalıdır. Bir yanda teröristlerle düşüp kalkarken, diğer yanda müttefiklik kisvesine bürünen ülke ya da ülkeler evrensel dolandırıcılığın, küresel sahtekarlığın hem figüranı hem de senaristi olarak anılacaklardır. Bizim böylesi ucuz numaralara, bayatlamış taktiklere karnımız toktur. NATO Genel Sekreteri, Türkiye’nin kaygılarını hakikaten de meşru görüp terörden çok çektiğini sözüyle değil özüyle teyit ediyorsa, bunu evvela ABD’ye ve bazı Avrupa ülkelerine anlatıp kabullendirmek durumundadır. Bir başka altı çizilmesi gereken konu da şudur: Bizim endişelerimizin hududu sırf Finlandiya ve İsveç ile sınırlı görülemeyecektir. Dost ve müttefik sandığımız mesela ABD’nin, sınırlarımızın mücavir bölgelerinde Türkiye düşmanı bölücü terör örgütüyle can ciğer kuzu sarması halinde bulunması tamiri, hatta izahı çok zor olacak ikiyüzlülüktür, asıl endişe kaynağımız da işte bu sinsiliktir. Türk milleti dostun da, düşmanın da mert olmasını ister, mert olmasını bekler. Çünkü Türk milleti merttir; kaldı ki mertliğinin sadakasını verse tüm cihana kıyamete kadar yetecektir. Türkiye’nin terörle mücadeleden geri dönüşü yoktur. Küresel emperyalizmin, yeminli Türkiye düşmanlarının içimize kadar sızmış etki ajanları, erdem yoksunu taşeronları bunu iyi bilmelidir. Arkaya arkaya şehitler verdiğimiz bir sırada, terör örgütüne karşı çok etkili ve inanmış bir mücadelenin sürdürüldüğü bir dönemde, İstanbul Kadıköy’de aralarında HDP’li bölücü milletvekillerinin de bulunduğu bir güruhun İmralı canisinin serbest bırakılması için yürüyüşe geçip sokaklarımızı kirletmesi tek kelimeyle alçaklıktır. Üstelik PKK kontenjanından Meclis’e giren bir kadın milletvekili görevini vatanseverlik şuuruyla icra eden polisimize adice yumruk sallamıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nde askere, polise, masum vatandaşlarımıza saldıran, toplumsal huzuru bozmak, iç barış ortamını yıkmak için nifak saçan, önüne gelene hakaretlere yağdıran hiç kimse bu milletin mensubu olamaz. Bu milletin mensubu olmayanların TBMM’de görev yapması da züldür, maşeri vicdana darbedir. Hem devletimizden maaş alacaklar, hem Hazine yardımlarını Kandil’e göndermek amacıyla ceplerine indirecekler, hem de devlete ve millete iftiralar atıp güvenlik görevlilerimize fiili ve fiziki saldırıda bulunacaklar, böylesi bir şerefsizliğe, böylesi bir küstahlığa dünyanın hangi medeni ülkesi ruhsat verecektir? İstanbul Kadıköy’de polise el kaldıran, diğer yandan 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde izinsiz şekilde pankart asmaya teşebbüs ederken polislerimize saldıran milletvekili müsveddelerinin TBMM’de yeri olamaz, bu kutlu çatı altında kanun kaçaklarına, vatan hainlerine göz yumulamaz. Bunların dokunulmazlığı süratle kaldırılmalı, mahkemenin önüne çıkmaları sağlanmalıdır. Milliyetçi Hareket Partisi bu uğurda atılacak her adıma sonuna kadar destek olacaktır. HDP’nin kapatılması Anayasa Mahkemesi’nin adalete, tarihe, millete, şehitlere ihmali mümkün olmayan bir görevidir. Teröristlerin namlusundan çıkan kurşun neyse, sözde milletvekillerinin saldırganlığı ve attıkları yumruklar aynısıdır. Türk milleti bu kenelere, bu terörist uzantılarına daha fazla sabır ve tahammül gösteremez. Sayın Kılıçdaroğlu, bu vahim manzara karşısında hala çıtın çıkmıyor, bir şey demiyorsun, diyemiyorsun. Bu sessizliğini neye yoralım? Bu tepkisizliğini nasıl değerlendirelim? Polise yumruk atan soysuzun yanında mısın? Karşısında mısın? Açıkla da duyalım. Sözde Kürdistan çığlığı atan namertlere, vahşetin elebaşlarına itiraz edecek misin? Bunu ne zaman yapacaksın? Yoksa sükût ikrardan gelir diyerek zımnen onay mı vereceksin? Haydi konuş da bilelim. Şımarttığın, masa altına saklayıp pışpışladığın bölücüler Türkiye’ye ve Türk milletine zalimlerin tazyik ve telkiniyle kafa tutuyor, susmaya, sinmeye, silik bir gölge gibi hadiseleri izlemeye devam mı edeceksin? Kadıköy’de polise yumruk atan çürümüşün arkasında duran, arkasından gelen bellidir ve bugünkü CHP yönetimidir. Kılıçdaroğlu’nun, “CHP eski CHP değildir”, açıklaması boş yere söylenmemiştir. Eski CHP, yerini yenisine değil, Kandil’in ve zalimlerin kontrolüne resmen girmiş, iradesi zincire vurulmuş CHP yönetimine zoraki şekilde devretmiştir. Nitekim CHP işgal ve iğfal edilmiştir. CHP yönetimi ele geçirilmiş, kaynağından bütünüyle uzaklaşmıştır. Kılıçdaroğlu 12 Haziran’da şehitlerimizle ilgili taziye mesajı yayımlamış. Bu mesajda terör örgütüne tek bir atıf yok, tek bir kınama ibaresi yok, katil kim, şehitlerimize saldıranlar kimler hiç belli değil. Sayın Kılıçdaroğlu, PKK’yı terör örgütü olarak görüyor musun? Görmüyor musun? Terörle mücadelenin safında mısın? Değil misin? Bu soruları açıklığa kavuşturman, eğmeden, bükmeden, kaçak güreşmeden cevap vermen milletimizin en doğal ve haklı beklentisidir. Bilmelisin ki, ihanete tavır alamayan, ihanetin tarafındadır. Cinayete tepki koyamayan, canilerin koynundadır. CHP yönetimi tarihi bir imtihanın ortasındadır. Deyim yerindeyse Sırat Köprüsü’ndedir. Durduğu yeri göstermek, kimin safında yer aldığını berraklaştırmak zorundadır. Kılıçdaroğlu ve zillet partileri masa altlarının izbeliklerinde kaybettikleri itibar ve saygınlıklarını, aydınlık diye sokak lambalarının önünde arayacak kadar şaşkın ve şuursuzdur. Zillet ittifakı rotasızdır, ruhunu ve siyasi onurunu kiraya vermiştir. Zillet ittifakının ıslah olmaz üyesi Serok Ahmet’in, Diyarbakır’da düzenlenen “Demokratik Geleceğimizin İnşası: Kürt Meselesi” çalıştayında yaptığı konuşma, bu çalıştaya PKK’lıların ve FETÖ’cülerin aleni katılımı bölücü bir provokasyondur. Serok artık kartını açık oynamaktadır. Ve PKK tezlerini savunacak kadar çukurlaşmıştır. Serok Ahmet, Türkiye’nin başına sarılmış beladır, kumanda edilen mandacıdır, geçmişi ve geleceğiyle siyasi kundakçıdır. Değerli Milletvekilleri, Şu hususu da özellikle ifade etmek lazımdır ki; Kılıçdaroğlu’nun mezhebi, etnik kökeni, doğduğu yer bizim siyasi eleştirimizin tamamıyla dışındadır. Ve mutlaka saygı gösterilmelidir. Türk milletinin hiçbir ferdi Türk-Kürt, Alevi-Sünni, inanan-inanmayan, laik-antilaik diyerek ayrılamaz, tasnif edilemez, ayrımcılığa maruz bırakılamaz. Kökeni, mezhebi, anasının dili ne olursa olsun bu millet benim, bu vatan benim, bu bayrak benim diyen herkes bizim kardeşimizdir. CHP Genel Başkanı’nın Alevi İslam inancına sahip olması onun için bir kayıp, bir handikap, utanacağı veya mahcubiyet duyacağı bir özelliği değildir. Bilakis Alevi İslam inancına sahip olan kardeşlerimiz bizim can beraberimizdir, kardeşlikle geçen Türk-İslam asırlarının gönül ve sevda erleridir. Mezhep üzerinden fitne çıkarmaya heves ve tevessül edenler fitnenin çıbanbaşlarıdır. Aynı ittifak içinde Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğinden kaygı duyanlar, bunu da kamuoyuyla bir kurgu çerçevesinde paylaşanlar sorumsuz olmakla birlikte milli birlik ve dayanışma ruhunu zedelemek isteyen görevli provokatörlerdir. Bizim merakımız, Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğini kamuoyuna taşıyanların bir rol paylaşımı içinde olup olmadığı, talimatla hareket edip etmediği, bu kumpasın arka dekorunda siyasi bir hesabın bulunup bulunmadığıdır. Zillet ittifakının mezhep kışkırtmasına teşebbüs etmesinin aklını veren kimdir? Bu Yezid siparişini hazırlayan kimlerdir? Takdir edeceğiniz üzere peş peşe gelen özür mesajlarının hiçbir geçerliliği, hiçbir inandırıcılığı yoktur ve olamayacaktır. Kılıçdaroğlu’nun laçka ve lekeli siyasetiyle gece gündüz gibi ayrı olsak da, doğuştan sahip olduğu etnik ve mezhebi hasletlerine saygı duymak insani, milli ve manevi bir sorumluluğumuzdur. Türk milleti, köken ve mezhep farkı gözetmeksizin, kendisine biçilen kefeni yırtıp atma ferasetini gösterecek ve kurulan tehlikeli tuzaklara asla düşmeyecektir. Vakit, hiçbir ayrım yapmadan, “bayrak”, “vatan” ve “millet” ortak paydasında buluşma vaktidir. Vakit, göğsünü gere gere millete mensubiyet onurundan iftihar eden her bir insanımızla kucaklaşma vaktidir. Bizim düşünce ve inanışımıza göre, Türkiye’de yaşayan 85 milyon vatandaşımız Cenab-ı Allah’ın kutsal bir emanetidir. Hangi kökenden gelirse gelsin, Türk milletini oluşturan her fert şanlı tarihimizin kutsal bir hatırasıdır. O tarih şahittir ki, zulme uğrayan, dost arayan kardeşlerimizin en emin sığınağı, yüzyıllar boyunca milletimizin konuksever ve şefkat dolu kalbi olmuştur. Her yöremizi, bin yılın barışından ve kardeşliğinden doğmuş her insanımızı bağrımıza basıyoruz, hasretle kucaklıyoruz. Bütün samimiyetimizle ve muhabbetle ortak paydamızda buluşan herkese elimizi uzatıyoruz. Ancak bölünme gayreti içerisinde olanları da affetmemizin mümkün olmadığını buradan ilan ediyoruz. Bu konuda, Milliyetçi Hareket Partisi ve Türk milliyetçileri, Türkiye’nin milli birliğini ve kardeşlik hukukunu korumaya her zaman olduğu gibi sonuna kadar azimlidir, ısrarlıdır. Bilinmelidir ki, bu vatan sokakta bulunmamıştır. Bu devlet icazetle kurulmamıştır. Bağımsızlığımız sömürgeciler tarafından ikram edilmemiştir. Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk milli kimliği şehit kanlarıyla kazanılmıştır. Biz, doğulusunu da, batılısını da, güneylisini de kuzeylisini de, Alevi’sini de Sünni’sini de, sadakat ve sevgiyle yoğrulmuş müşfik yüreğine sığdıran büyük bir davanın, kutlu bir hareketin mensuplarıyız. Bu topraklara vatanım diyen, Bu insanlara milletim diyen, Bu bayrak benim, Bu ülke benim diyen herkese kapımız da, gönlümüz de açıktır. Kuşkusuz, günlük hayatın zorluklarının farkındayız. Geçim sıkıntılarını da biliyoruz. Ancak unutulmasın ki, Yoksulluk bir gün giderilir. Yağmacıdan bir gün hesap sorulur. Ancak, vatan elden giderse ve millet bölünürse, bunun dönüşü yoktur, son pişmanlık ise fayda etmeyecektir. Ayrıntıdaki farklılıklarımız bizi gerginlik ve kutuplaşma noktalarına taşımamalıdır. Hiç kimse merak etmesin, enflasyon çıktığı gibi inecektir, ama asıl fitne fücur enflasyonunun, tezvirat ve tefrika stokundaki artışın önüne geçmek, buna engel olmak da boynumuzun borcudur. Demokrasi, doğal farklılıklarımızı hukuk zemininde koruyan yegâne rejimdir. Fakat demokrasi vatanın bölünmesinin ve milletin ayrışmasının gerekçesi olamayacak, zillet ittifakının elinde istismar edilmesine göz yumulmayacaktır. Tekraren hatırlatırım ki, Ayrılıkta hayır yoktur. Bölünmede huzur yoktur. Gün birleşme günüdür. Gün bütünleşme günüdür. Kucaklaşmanın adresi büyük Türk milletidir. İstikbalin ve istiklalin güvencesi Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Cumhur İttifakı, Süper Güç Türkiye’nin mimarı, dünyaya Türkçe bakışın müdafisi, kızıl elmanın kervanbaşıdır. Türkiye’nin geleceğini inşa edecek ittifak Cumhur İttifakı’dır. Huzur dolu, refah içindeki geleceğe ulaştıracak irade cumhurun tertemiz iradesidir. Bir an için başımızı çevirip şöyle bir etrafımıza bakalım; Irak karışıktır, hala dirlik bulamamıştır. Suriye kan ve revan içindedir, hala dengeye ulaşamamıştır. Filistin yine mahzun, yine zulüm altındadır. Lübnan bunalımda, Libya istikrarsızdır. Ukrayna ve Rusya arasındaki savaş sertleşmekte, kutuplaşma keskinleşmektedir. Komşu coğrafyalar silahlı ve ölümcül çatışmaların hapsindedir. Batılı ülkeler barış süreçlerini sabote etmektedir. Kuzeyimize de, güneyimize de silah sevkiyatları yoğun olarak yapılmaktadır. Dünya adeta zaman ayarlı bombaya dönüşmüştür. Çin ile Tayvan arasındaki gerilim günbegün şiddetlenmektedir. Milli davamız Kıbrıs’ın üzerinde ambargo ve baskı kuran Rum ve Yunan dayatmalarına Avrupa Birliği destek vermektedir. Avrupa Parlamentosu’nun tavsiye kararı niteliğinde olan vizyonsuz 2021 Yılı Türkiye Raporu’nu 7 Haziran 2022 tarihinde kabul etmesi, sübjektif yargıları ve asılsız suçlamaları bir kez daha gözler önüne sermiştir. Türkiye alerjisi, terör örgütlerine sıcak ve sempatik yaklaşım Avrupa Parlamentosu’nun bünyesini iflah olmaz bir hastalık olarak sarmıştır. Mezkur raporda, Türkiye’yi töhmet altında bırakan ve aleyhine kaleme alınan demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına ilişkin iddialar haksızdır, hayasızdır, ideolojiktir, temelsizdir bir isnattır. Ege, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konularında hukuk tanımayan, Türkiye’nin egemen devlet vasfını inkar eden Avrupa Parlamentosu’nun 2021 Yılı Türkiye Raporu bizim için yok hükmündedir. Dahası yırtılıp atılacak kağıt parçasından farksızdır. Avrupa Parlamentosu gerçeklerden tamamıyla kopuk olmakla birlikte Helenizm’in şakşakçısı, Megali İdea’nın savunucusudur. Yunanistan’a en etkili mesaj, 9 Haziran 2022 Perşembe günü, 37 ülkenin katılımıyla icra edilen Efes 2022 askeri tatbikatıyla verilmiştir. Bu tatbikatla yeniden görülmüştür ki, Türk Silahlı Kuvvetleri’miz çelikten bilek, imanla çarpan yürek, kahramanlıkla dolup taşan ve gözleri kamaştıran iftihar kutbudur. Türkiye’ye düşmanca bakanları uyarıyorum, sakın hesap hatası yapmayın, ölürsem şehit, kalırsam gaziyim diyen kahramanlar vatan nöbetindedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın tarihe not düşen muazzam çıkışı Türkiye’nin haklı duruşunu ikazen ve inançla açıklayan bir konuşma olarak milli hafızaya kazınmıştır. Cumhurbaşkanımızın tarihi nitelikli Efes konuşması ve Türk Silahlı Kuvvetleri’mizin muharip, muteber ve muktedir karakteri şahsımın gurur ve heyecanı aynı anda yaşamasına neden olmuştur. Ayrıca yine 9 Haziran günü, Cumhurbaşkanı adaylığını resmen açıklayan Sayın Cumhurbaşkanımızı da gönülden tebrik ediyor, beraberce başaracağımıza candan inanıyorum. Ege’nin karşı kıyısında haksızlığı ve hukuksuzluğu yol haritası yaparak açıkça krize oynayan Yunanistan hükümetine diyorum ki; Biz buradayız, hiçbir yere de gitmeyeceğiz. Meydan boş değildir, aklını başına almayanın aklını almak bizim için çocuk oyuncağıdır. Türkiye tarihi kazanımlarından, egemen devlet onurundan asla ödün vermeyecektir. Ege’de gerginliği tırmandıran Yunanistan doğabilecek ağır sonuçların ağırlığı altında ezilmekten kurtulamayacaktır. Hiç kimse sabrımızı sınamasın, gücümüzü denemeye kalkışmasın. Aksi halde İstanbul’daki köprüleri bombalamayı hayal edenler, yeri gelirse Atina’nın başlarına yıkıldığını, Ege sularının ne kadar serin, ne kadar derin olduğunu ağır bedeller ödeyerek göreceklerdir. Bu kapsamda ülkemizin atacağı adımlar olmalıdır ve bu çerçevede bizim önerilerimiz şunlar olacaktır. İlk önce, Türkiye’nin Deniz Yetki Alanları Kanunu’nu bir an evvel hazırlayıp kabul ederek muhataplarına tebliğ ve ilan etmeliyiz. Kara Suları Kanunu’nda bulunmayan ve Uluslararası Deniz Hukuku’nda yer alan Münhasır Ekonomik Bölge, Özel Balıkçılık Bölgesi, Bitişik Bölge kavramlarını çıkarılacak kanunla tanımlamalıyız. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölge koordinatlarını resmileştirerek kesin bir dille duyurmalıyız. İkinci etapta, Adalar Denizi’nde ülkemize ait olan, bir anlaşmayla herhangi bir ülkeye devredilmemiş coğrafi formasyonları Türkiye’nin bir parçası olarak denizcilik haritalarımızda göstermeliyiz, hitamında bu yeni statükoyu Birleşmiş Milletler nezdinde tescil ettirmeliyiz. Söz konusu coğrafi formasyonları, kıyıda en yakın mülki idare yönetimlerinin görev alanına tevdi etmeliyiz. Üçüncü etapta da, egemenlik hakları Türkiye’de olan coğrafi formasyonları kapsayacak şekilde süresiz NAVTEX ilanı yapmalıyız. Muhterem Arkadaşlarım, Bize yol gösteren geçmişin acı hatıralarıyla birlikte geleceğin aydınlık umutlarıdır. Bizler her zorluluğu aşacak şuur, ahlak ve inanç sahibiyiz. Türkiye bir karar aşamasına gelmiştir. Kaybedecek zamanı yoktur. Bunun arası ve orta noktası kalmamıştır. Ya onurlu ve huzurlu bağımsız bir millet olarak yaşayacağız, Ya da küresel oyunlara boyun eğerek bölünme tuzağına düşeceğiz. Buradan Milliyetçi Hareketin son sözünü merak edenlere bir kez daha tekrarlıyorum. Verilecek toprağımız yoktur. Terk edilecek ilimiz yoktur. Çizilecek sınırımız yoktur. Bölünecek devletimiz yoktur. Paylaşılacak vatanımız yoktur. Vazgeçilecek insanımız yoktur. İndirilecek bayrağımız yoktur. Susturulacak ezanımız yoktur. Gidilecek yurdumuz yoktur. Başka bir coğrafyada gelecek arayışımız yoktur. Çünkü biz büyük bir aileyiz. Çünkü biz Türk milletiyiz. Şu gerçek hiç unutulmamalıdır: Gelecek ay yıldızlı al bayrağımızın altındadır. Hayatta şeref ve haysiyetten başka, her kaybın telafisi mümkündür. Bir milletin şerefi ve haysiyeti, ortak değerler üzerinde yükselen milli birliği ve kardeşliğidir. Milli birliğimiz yara alır, kardeşlik ruhumuz sarsılırsa, bunun geriye dönüşü mümkün değildir. İnancım odur ki, Türk milleti yapay ayrımlara, iç ve dış mahreçli sinsi çabalara fırsat vermeyerek tarihi beraberliğini sonsuza kadar sürdürecektir. Bunu başarmak; tarihe, aziz milletimize ve gelecek nesillere şeref ve namus borcumuzdur. Bu borcun ödeneceği tarih, 2023 yılının Haziran ayı, Cumhuriyet’in 100’üncü yıl dönümüdür. Cumhur İttifakı’nın çağrısı kardeşlik çağrısıdır. Cumhur İttifakı’nın çağrısı milli birlik çağrısıdır. Cumhur İttifakı’nın çağrısı sağduyu çağrısıdır. Cumhur İttifakı’nın çağrısı Türkiye’nin milli varlığını imha etmek isteyenlere karşı demokratik ve milli bir direniş çağrısıdır. Başarmanın sınırı, mücadelenin sonu yoktur. Çünkü hayat ve hadiselerin akışı devamlı değişime uğramaktadır. Bu değişimin momentini anlayanlar, bu değişimin sistemsel mekaniğini çözenler taktik çelişkileri, stratejik gelgitleri aşma becerisi gösterenlerdir. Milliyetçi Hareket Partisi işte böylesi bir beceriyi muvaffakiyetle perçinlemenin, daha da ilerletmenin, olanla yetinmeyen bir hedef büyüklüğünün izindedir ve iddiasındadır. İnandığımız sürece, ilkelerimizin irfanına, davamızın itibarına bağlı kaldığımız müddetçe ne bir engel tanıyacağız, ne de iftira ve ihanetler karşısında yılgınlık göstereceğiz. Her defasında kükremiş sel olup bendimizi çiğneye çiğneye, dikilmiş korkulukları devire devire, korku tacirlerinden hesap sora sora mücadelemizi müthiş bir seciye ve selametle süsleyeceğiz. Doğru duracağız, dürüst davranacağız, düzgün yaşayacağız, dengeli olacağız, milletimizin derdiyle dertlenip, sevinciyle serpileceğiz. Nerede bir mazlum varsa elinden tutacağız, nerede bir garip varsa yanında bulunacağız, nerede bir hain çıkmışsa tam karşı cephesinde yerimizi alacağız. Biz Türkiye sevdalısıyız. Biz Milliyetçi Hareket Partisi’yiz. Biz Cumhur İttifakı’yız. Ortak inanç ve şuurla, kutlu ülküler doğrultusunda kenetlenmiş iman neferleriyiz ve Türkiye’nin aşılamayacak, hisarları yıkılamayacak irade kalesiyiz. Bu duygu ve düşüncelerle, konuşmama son verirken siz değerli milletvekili arkadaşlarımı saygılarımla selamlıyor, başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi diliyorum. Allah korktuklarımızdan emin, umduklarımıza da nail etsin diye dua ediyorum. Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.

-Kalaycı; “Torosların Yiğit Evlatları, Soros’cuların Peşinden Gitmez”

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin talimatları, doğrultusunda geçtiğimiz hafta Konya’da Halkapınar, Ereğli, Hadim, Taşkent, Çumra, Güneysınır, Karapınar, Emirgazi ilçelerinde başlayan, “Adım Adım 2023; İlçe İlçe Anlatma ve Aydınlatma” toplantılarına bu hafta sonu da devam edildi. Cumartesi günü saat 13.00’de, Bozkır ve Ahırlı ilçelerini kapsayan toplantı ardından, saat 18.00’de ise Seydişehir ve Yalıhüyük ilçelerini kapsayan toplantı yapıldı. Toplantılarda Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı, il başkanı Remzi Karaarslan, MYK Üyeleri, ilçe başkanları ve parti yöneticileri katıldı. Geçtiğimiz hafta programlarda yer alan Konya Milletvekili Esin Kara ise Yurt dışı programı nedeniyle katılamadı. Toplantılara yoğun ilginin olması dikkat çekerken, muhtarlar, ziraat odası başkanları, sivil toplum kuruluşları temsilcileri yanı sıra, kalabalık bir vatandaşın katıldığı gözlerden kaçmadı. Salonda yapılan konuşma ve soruların cevaplanması ardından ilçelerde vatandaşların yoğun olduğu yerlere ziyaretler yapıldı. Program boyunca Vatandaşların şikayet ve ihtiyaçlarını tek tek not alan, aydınlatıcı bilgiler veren ve soruları cevaplayan, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı;  “Torosların yiğit evlatları, Soros’cuların arkasından gitmez” dediği konuşmasında şu ifadelere yer verdi; “Çok Kıymetli Hemşehrilerim, Muhterem Dava Arkadaşlarım, Basınımızın Değerli Temsilcileri, “Adım Adım 2023; İlçe İlçe Anlatma ve Aydınlatma” temalı ilçe toplantımıza hoş geldiniz diyor, teşriflerinizden dolayı teşekkür ediyorum. Öncelikle, Genel Başkanımız Sayın Devlet BAHÇELİ Bey’in selam ve muhabbetlerini sizlere iletmek istiyorum. Bugün Bozkır’da olmanın ve siz değerli hemşehrilerimle biraraya gelmenin mutluluğunu ve onurunu yaşıyorum. Allah’ın selamı üzerinize olsun, hepinizi hürmetle selamlıyorum. Toplantımızın hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. Milliyetçi Hareket Partisi olarak aziz milletimizle buluşmaya, konuşmaya, dertleşmeye yüksek bir hedefle devam ediyoruz. İlçe İlçe Anadolu’yu dolaşıyoruz, adım adım 2023’e yürüyoruz. Biz Türk milletinin umudu, Türkiye’nin korkusuz gücü Milliyetçi Hareket Partisiyiz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim maksadımız halistir, mazimiz temizdir, hedeflerimiz ise büyüktür. Vazgeçilmez hazinemiz vatan ve millet sevgisidir. Biz siyaseti, milletin huzur ve refahının teminine yönelik politikalar geliştirilmesinin yolu olarak görmekteyiz. Mücadelemiz ve inancımız mensubiyetinden gurur duyduğumuz Türk milletinin var oluş gayesine hizmet, Türkiye’nin tarihsel devamlılığına sonuna kadar destektir.  Biz Cumhur ittifakıyız. Bizim tarafımız Türkiye’dir, Türk milletidir. Daha güçlü bir Türkiye amacımızdır. Daha müreffeh bir millet gayemizdir. Daha kudretli bir devlet gayretimizdir. Gönüllerinde vatan, millet ve bayrak sevgisi, kalplerinde Allah aşkı bulunan her insanımızla aynı parlak geleceğin taliplisi ve takipçisiyiz. Değerli Hemşehrilerim, Tüm dünyayı her alanda derinden etkileyen salgın ve bu yıl Şubat ayında başlayan Ukrayna-Rusya savaşı, küresel ekonomide büyük tahribata yol açmıştır. Başta enerji olmak üzere emtia fiyatlarında anormal artışlar meydana gelmiştir. Dünya Bankası verilerine göre, fiyatlar son iki yılda doğal gazda yaklaşık 10 kat, kömürde 5 kat, petrolde 4 kat, gübrede 4 kat, ay çiçek yağında 3 kat artmıştır. Başta Avrupa ülkelerinde enerji ve temel gıda ürünlerine ulaşım zorlaşmış, un, makarna, şeker, ay çiçek yağı gibi gıda ürünleri satışlarına kilo sınırlaması getirilmiştir. Ülkemizde, küresel fiyat artışlarının yanısıra döviz kurlarındaki artışlar enflasyonu körüklemektedir. Hayat pahalılığı insanımızın geçim standartlarını olumsuz etkilemektedir. Hükümet bir yandan enflasyondaki tırmanışın engellenmesi ve dövizdeki suni yükselişin durdurulması amacıyla tedbirler alırken, bir yandan da gelir artırıcı politikalarla vatandaşlarımızın enflasyona ezdirilmemesini amaçlamaktadır. Son günlerde Sayın Cumhurbaşkanımız yine müjdeler vermiştir. Bazıları şöyledir. Sert ekmeklik buğday alım fiyatının pirim desteğiyle birlikte, ton başına 7 bin 50 lira; arpa alım fiyatının ton başına 6 bin lira olarak açıklanması çiftçilerimizi sevindirmiştir. Yeni yıldan itibaren 5,3 milyon kamu görevlimizin ek gösterge artışından yararlanacak olması hem sevindirici bir gelişme hem de geçim standartlarını yükseltici bir hamledir. Sağlık personelinin özlük haklarında önemli ölçüde iyileşmeyi sağlayacak kanın teklifini dün Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul ettik, önümüzdeki hafta İnşallah yasalaşacaktır. Ayrıca, emeklilerin ve kamu çalışanlarının aylıkları 1 Temmuz’da %40 civarında artacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, emeklilerin, çalışanların, esnafın, çiftçinin ve tüm vatandaşlarımızın gelirini artıran ve mali yüklerini azaltan her karara destek veriyoruz. Ülkemizde döviz kurlarında yaşanan artışlar ekonomik gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Türkiye ne zaman atağa geçse ne zaman bölgesel ve küresel meselelerde öne çıkıp sivrilse gecikmeksizin siyasi, diplomatik ve ekonomik operasyonlar birbiri ardına sökün etmektedir. Döviz baronları, faiz lobisi yine devrededir, fırsatçılar, işbirlikçiler faaldir. Türkiye “kur, faiz, enflasyon” şeytan üçgeninde boğulmaya çalışılmaktadır. Bakınız, Türkiye’nin risk primi 800 puanın üzerinde gösterilmektedir. Bu ne demek? Türkiye “çok riskli”, “kredibilitesi yok” demek olup, dış borçlanma maliyetimiz artırılmaktadır. Halbuki, Türkiye borçluluk oranları bakımından benzer ülke ortalamalarının oldukça altında, düşük bir riskliliğe sahiptir. Ayrıca Türkiye en zor dönemlerde bile borcunu aksatmamış, hatta Osmanlı’dan kalan borçları ödemiş bir ülkedir. Buna karşılık dış borçları bizden daha fazla olan ve birçok defa borçlarını ödeyemez hale düşen Yunanistan’ın risk primi 171 olarak gösterilmektedir. Bu nasıl değerlendirmedir? Belli ki Türkiye’ye karşı ekonomiyle ilgisi olmayan bir değerlendirme yapılmaktadır. Aranızda esnaf ve ticaretle uğraşan hemşehrilerim var. Soruyorum, borcunu düzenli ödeyenin mi, yoksa ödemeyenin mi kredibilitesi yüksek olur? Türkiye’nin yatırım, üretim ve ihracat seferberliğini engellemek isteyen, eş zamanlı olarak borç ödeme kabiliyetinde zaaf oluşturmayı amaçlayan kötü niyetli bir tertip söz konusudur. Her şeye rağmen Türkiye büyüyen ve güçlenen bir ülkedir. Makine-teçhizat yatırımları iki buçuk yıldır çift haneli büyümektedir. Sanayi üretimi sürekli yüksek oranda artmaktadır. İhracatçılarımız her ay rekorlar kırmaktadır. Turizm gelirimiz bu yılın üç ayında 5,5 milyar dolarla rekor kırmış olup, yıllık 35 milyar dolar hedefini İnşallah aşacaktır. Yerli ve milli enerji alanında büyük bir atılım yapılmaktadır. En fazla dışa bağımlı olduğumuz enerjide ithalatımız azalacaktır. Yenilenebilir enerji yatırımları sayesinde bir yılda 7 milyar dolarlık enerji ithalatının önüne geçilmiştir.  Başta Konya Karapınar GES olmak üzere yeni enerji yatırımlarının tamamlanmasıyla birlikte bu rakam daha da artacaktır. Karadeniz’de keşfettiğimiz 540 milyar m3 doğal gaz rezervimizin de 2023 yılında kullanılmaya başlanmasıyla, enerji ithalatında daha da azalma olacaktır. Ülkemizde milli teknoloji hamlesi kapsamında yerli ve milli üretimi artırma, stratejik alanlarda dışa bağımlılığı azaltma yönünde politikalar uygulanmaktadır. Türkiye özellikle yerli ve milli savunma sanayinde zirvededir. Milli otomobilimiz TOGG ve insansız savaş uçağımız Kızılelma yakın zamanda Türk milletine büyük bir gurur daha yaşatacaktır. Değerli Hemşehrilerim, Türkiye terörle amansız bir mücadele halindedir. Artık terörün sonuna yaklaşılmaktadır. Yurt içinde teröristlerin kaçacak ve sığınacak yeri artık kalmamıştır. Nisan ayında başlatılan Pençe-Kilit Harekâtı ile Irak’ın kuzeyindeki terör barınakları yerle bir edilmiş, yüzlerce terörist etkisiz hale getirilmiştir. Bu şerefsizlerin sonu gelmiştir. Suriye’nin kuzeyinde de terör eylemlerinde bir artış görülmektedir. Sınırlarımızın hemen ötesindeki zehirli yılanların başının koparılması hakkımızdır, hukukumuzdur, haysiyetimizin gereğidir. Bölgeye yönelik yeni bir harekat mecburiyet haline gelmiştir. Bir gece ansızın gireceğiz. Teröristler her neredeyse başlarını ezeceğiz. Kahraman güvenlik güçlerimize Allah yardım etsin. Gazamız şimdiden mübarek olsun. Yunanistan kaşınmaktadır. Akdeniz ve Ege’de gerilimi tırmandırmakta, ateşle oynamaktadır.      ABD’nin Yunanistan’da kurduğu 9 askeri üs milli güvenliğimize tehdittir. Türkiye’ye gözdağı verilmektedir. Türk milletinin bekası tarihin her döneminde titizlikle korunmuştur. Hiç kimseden korkumuz yoktur. Türk milleti varlığını ne pahasına olursa olsun savunacaktır. Ege’de boğulmak isteyen hiç durmasın çıksın karşımıza. Türk milleti hakkından vazgeçmez, egemenlik haklarını çiğnetmez, sorulacak hesabı da hiçbir mihrakın yanına bırakmaz. Biz 12 adayı unutmadık, bir gün asıl sahibine geçeceği günleri de mutlaka göreceğiz. Görüyorsunuz etrafımız fitne kuşatması altındadır. Türkiye’nin var oluş mücadelesi bir yandan terör örgütüyle, diğer yandan emperyalizme piyonluk yapan Yunanistan vasıtasıyla engellenmek istenmektedir. Türkiye pek çok cephede kararlı, dengeli ve milli bir duruş sergilemektedir. Bize düşen bu duruşu desteklemek, yanında yer almak, başarıya ulaşması için sorumluluk üstlenmektir. Ancak zillet ittifakı gayri milli ve gayri meşru tutumunu ısrarla sürdürmektedir. Bunlar mevsimlik siyaset yapmaktadır. İstismar derseniz bunlardadır, yalan derseniz bunlardadır. Bunların dilinde terörle mücadeleye destek yok, teröristlere tepki yok, Türkiye’ye övgü yok. Kimin hesabına, kimlerin hizmetine siyaset yaptıklarını da bilmeyen yok. Bunların ABD’ye, AB’ye, Yunanistan’a, PKK’ya ve FETÖ’ye karşı seslerini yükselttiklerini hiç duydunuz mu? İsveç ve Finlandiya terörle arasına mesafe koymadan NATO’ya giremez. Bu ülkelerin üyeliğini desteklediklerini açıklayan bugünkü CHP yönetiminin iki dünyada da yatacak yeri yoktur.  CHP yönetimi, adeta tüm geçmişini inkâr eder bir hale dönüşmüş, parti içerisindeki Atatürkçü Cumhuriyetçi vatanperver insanlar tasfiye edilmiş, milli politikalar tamamen terk edilmiştir. Sayın Kılıçdaroğlu’nun Terörle Mücadele Yasası’nı yumuşatma sözü vermesi işbirlikçiliğin ve Batı’nın namına siyaset yaptığının belgesi ve tescilidir. Terörle Mücadele Yasası’nın neresinden rahatsızsınız? Fransa’nın, İtalya’nın yasalarını hiç okudunuz mu? CHP ve İP, HDP ile al takke ver külah içindedir. Kalbinde vatan sevgisi olup da HDP’nin PKK demek olduğunu bilmeyen yoktur. Hiç kimse milletimizin aklıyla alay etmesin. Kimin kimlerle beraber olduğu, kimin kimlerle yürüdüğü bellidir. PKK ve HDP’nin bölücü emellerine “Kürt sorunu” kisvesi altında onay verenler bunlardır. Anayasa’dan Türklüğü ve Atatürk’ü çıkarmak için çalışma yapanlar bunlardır. Terör unsurlarını temizlemeye giden Kahraman Mehmetçiğimiz “İstikamet Kızılelma” derken, sınır ötesi operasyonlara karşı çıkanlar ne işimiz var Libya’da, ne arıyoruz Suriye’de, ne geziyoruz sınır ötesinde diyerek sömürgecilere zeytin dalı uzatanlar bunlardır. ABD S-400 füze ve hava savunma sistemini elimizden çıkarmamızı isteyip bize yaptırım uygularken, S 400’lerden kurtulmalı diyenler yine bunlardır. Hiçbir milli konuda Türkiye’nin yanında değiller. Siyasi ikballeri için Türkiye’nin istikbaline gölge düşürmeye azmetmiş zillet ittifakı iyice yoldan çıkmış, istikametini şaşırmıştır.   İktidar olmak için dış güçlerden medet umanlar bunlardır. Yabancı büyük elçilerle sık sık bir araya gelip neyi görüşüyorlar, bileniniz var mı? Milletimizin gerçek sıkıntıları bunların umurunda değildir. CHP, HDP, İP ve diğer marjinal partilerin derdi Soros’cu Kavala’nın, terörist Demirtaş’ın serbest bırakılmasıdır, PKK’ya yardım ve yataklık yapan belediye başkanlarının görevden alınmaması, kayyum atanmamasıdır. Soruyorum, bunları serbest bırakıp, gazileri mi içeri tıkacaksınız? Şehitlerimizin kemiklerini mi sızlatacaksınız? Terörle mücadeleyi mi keseceksiniz? Sayın Kılıçdaroğlu, Demirtaş’ın Kavala’nın serbest bırakılmasını, kayyum uygulamasına son verilmesini istiyorsanız bize katılacaksınız, diyor. İnanıyorum ki, öncelikle CHP’ye oy vermiş Atatürkçü Cumhuriyetçi vatanperver hemşehrilerim size katılmayacak, Bozkır’ın, Ahırlı’nın yiğitleri, Torosların çocukları sandıkta gereken cevabı verecektir. Türk milleti zillete boyun eğmeyecek, Türkiye’miz manda ve himayecilere, teslim edilmeyecek, emanet yere düşürülmeyecektir. Güvence Cumhur İttifakı’dır. Ümit kaynağımız milli iradedir. Değerli Hemşehrilerim,    Biliniz ki, Türkiye, düşünülen ve konuşulan Türkiye’den çok daha büyüktür. İçinde bulunduğumuz zor günler yakında geride kalacaktır. Türkiye Cumhur İttifakı’yla yükselecektir. Bizim ana gayemiz “Lider Ülke Türkiye” hedefine ulaşmak, Türk dünyasının, İslam aleminin ve bütün mazlum milletlerin yegane ümidi olan Türkiye’yi küresel bir güç hâline getirmek, tarihin tekerrürünü sağlamaktır. Türkiye’ye diş bileyen emperyalist güçlerin alayı birden karşımızda hizalansa da, Türk milleti kutlu hedeflerine Allah’ın izniyle ve inayetiyle ulaşacaktır. İstikbalin süper gücü Türkiye Cumhuriyeti olacaktır. Merhum Mehmet Akif’in dediği gibi, “Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz, bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz.” Ne mutlu Türk’üm diyene.”