Şu Vatansızlık ve Rumluk Meselesi…

Kalemli münakaşayı ilk kez ben yapmıyorum.
Geçmişteki “Peyami Safa – Nazım Hikmet kavgası” ve “Nihal Atsız – Sabahattin Ali Davası” gibi olaylar, kalemli mücadelenin münakaşa boyutuna varabildiğini gösteriyor.
ABD’nin “Yeşil Kuşak” projesinden sonra Türkiye’de önce 70’lerin MSP’sine göre daha radikal siyasi görüşleri olan bir Refah Partisinin”yükselişi” olayı yaşandı.
Buna paralel olarak “ılımlı İslamcı” bir klik, yani Gülen Hareketi, sempatik görüntülerle parlatılmış eğitim faaliyetlerini tüm dünyaya taşıdı.
Sonra Türkiye’nin iç dinamiklerinden gelen 28 Şubat gerginliği üzerine bazı RP’liler “Milli Görüş gömleğini” çıkardı.
Eskisine göre daha fazla “hepimiz herşeyiz” diyen, liberal sağ bir kitleselci atılım başlattı.
Sonra bu liberal atılımlı “Radikal İslamcılar”laglobal salınımlı “Ilımlı İslamcılar”ınparalel faaliyetiyle ortaya çıkan enerji”Yeni Türkiye” projesinde PKK’nın siyasallaşması veKemalist ordudan gelebilecek tepkilerinbastırılması yönünde kullanıldı.
İşte bütün bu süreçlerde Abdurrahman Dilipak, “İslamcı yazar” sıfatıyla sahanın tam ortasındaydı!
O kadar “farklı” şeyler istiyordu ki; muhtemelen zamanla “farklı”nın müptelası oldu.
Son günlerde yine “değişik” konuştu!
Dilipak’ın farklı olacağım derken yaptığı ilk “zırh delici” manevi saldırı değil bu…
Daha önce “vatana” ve “bayrağa” da sataştığını hatırlıyorum.
Kendince demek istiyordu ki: “Bunlar sonradan ortaya çıkmış bidatlerdir. Ümmet birliği, farklı vatanlarla ve farklı kimliklerle bozulmuştur!
1912’de Coğrafya kitabının kapağına, Balkan Harbinde 300 km2 darü’l- İslam ve mebzul miktarda ırz-ı Müslüman kaybeden ümmetin gözyaşlarıyla yazılan “Hubbü’l- vatan mine’l- iman” hadisinin reddiydi bu…
“Yeşil kuşak”çı Atlantik lobisi, “Vatan sevgisi” hadisinin üstünü çiziyordu.
Ancak dünyada hiçbir lobinin üzerini çizemeyeceği bir Kur’an-ı mübin vardı.
Allah, Mumtehine suresinin 9. Ayetinde: “vatana yapılan saldırı”yı “dine yapılan saldırı”ylabirtutuyor ve Müslümanlar için “savaş sebebi” sayıyordu:
“Allah, sizi ancak, sizinle din konusunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için destek verenleri dost edinmekten men eder. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Mumtehine/9)
Yurt kelimesi Kur’an’da 30 yerde geçiyor.
Allah, yurduna düşmanlık edenleri lanetliyor.
“Yeşil Kuşak Projesi” bir komplo teorisi değildir.
Dilipak’la aynı gazetede yazanAbdullah Şanlıdağ, 29 Aralık 2014’te Yeni Akit’te projenin:
“Kızıl tehlikeye karşı bir panzehir olarak doğduğunu, ABD’nin Sovyetler’in ilerleyişini durdurmak, petrol ülkelerinde egemen olmasını engellemek için Yeşil Kuşak Projesini kullandığını”yazıyor.
Dilipak’a göre daha genç ve dinamik bir Müslüman olarak İdlib’deki İHH konvoyunda karşımıza çıkan Şanlıdağ, “ABD’nin, kendi çıkarları için düşman bildiği güçlerle müttefiklik kurmadaki maharetini” teslim ettikten sonra:
“Yeşil Kuşak Projesinin asıl amacının, yükselen komünist dalga karşısında gâh radikal İslam’ı, gâh ılımlı İslam’ı panzehir olarak kullanmak” olduğunu söylüyor.
Kendisine yerden göğe kadar hak veriyoruz.
Bir yandan da bütün Müslümanların bu tabloyu, milli bir ruhla ayağa kalkarak okumasını büyük bir ümitlebekliyoruz.
Çünkü Tarihin bu kadar vatan haini Müslüman’ı bir arada görmediği konusunda ısrarlıyız.
Dikkat ederseniz daha “hepimiz Rum’uz” mevzuuna giremedik bile…
Bu devenin o kadar çok eğrisi var ki daha hamutunu geçip, boyun bölgesine gelemedik!
“Anadolu’da yaşayan herkes Rum’dur. Müslümanı da Hristiyanı da, Türk’ü de, Arabı da Kürdü de. Burası Romadır!”
Diyor Dilipak!…
Vatansızlığa nazaran daha mutedil bir entel fantezisi olan bu paradoks, ayrı bir makale konusudur.
Halikarnas Balıkçısındaki “Mavi Anadoluculuğun” yeşile boyanmasıdır!
Bugünlük sadece son derecede net bir çelişkiyi söyleyeyim:
Rum olsaydık, Malazgirt olmazdı!..
İkonium, Konya, Konstantiniyye İstanbul adını almazdı.
Dolayısıyla Dilipak da bu değişik işlerle uğraşamazdı.
Araplar, Türklerden önceki Anadolu’ya haklı olarak “İklim-i Rum” (Roma ülkesi) derlerdi.
Arap akınları, Malazgirt’ten 400 yıl önce Malatya’da durmuş; Roma’nın Arapçası olan “Rum” kelimesi, siyasi coğrafyada sübutbulmuştu.
Ortada “Avasım” yani “sınır bölgesi” vardı.
Dilipakgalibaoralarda kalmış!..
Halifenin damadı ve “Doğunun ve Batının Sultanı” Tuğrul Bey’in, 400 yıldır yerinde duran Avasım’ı bir günde 1.500 kmbatıya iteleyen yeğeni Alparslan’ı hiç tanımamış!..
Onun, Allah rızası için at sırtında 5 bin kilometre yol giden Türkmen atlılarına hiç katılmamış!..
Tarih kitapları, padişahın sonraları,ekip biçsinler diyeAnadolu’ya getirdiği Kıptilerin, o yıllarda Nil kıyısında çiftçilik yaptığını yazıyor.
Bu, sağını – solunu,Arab’ını – Rum’unukarıştıran”yeşil kuşak Müslümanlığı”galiba biraz da buralardan kaynaklanıyor!

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık