Boş işlerle vakit kaybediyoruz

Çok sık tekrarlamak zorunda kalıyoruz, ama memleketin şartları başka bir şey düşünmemize ve yazmamıza izin vermiyor.Etrafımız bu kadar kuşatılmış, içeriden ve dışarıdan amansız bir şekilde sarmalanmışken, hiçbir şey olmamış gibi böcek, çiçek yazıp, günü kurtarmaya çabalayamayız. Mutlaka bir şeyler yapmak gerekiyor. Bu bir şeylerin en başında da birlik beraberlik geliyor. Kurtuluş savaşı vermez zorunda kaldığımızı ülkeyi yönetenler ilan etmiştir. Haliyle buradan çıkışın birinci ve değişmez şartı, bütün farklılıklarımızı, özel hesaplarımızı, siyasi beklentilerimizi bir kenara bırakmak ve tek yumruk olmaktır. 15 Temmuz’da bunu başardık. Yenikapı’da bütün dünyayı şaşkına çeviren, dosta güven, düşmana korku salan muhteşem bir duruş ortaya koyduk, ama arkasını getiremedik.
IRAK VE SURİYE ÖRNEĞİ
Yaşamak için elbette günlük ihtiyaçlarımızı karşılamak, bir sonraki güne hazırlık yapmak, yarınlarımızı düşünmek zorunluluktur. Buna kimsenin bir itirazı yok. Ama bu ihtiyacın bir önemi ve anlam kazanması ve istikrarlı hale gelebilmesi için, önce bir ülkemiz, o ülkede huzurumuz, o huzuru sağlayacak ortak değerlerimiz olacak. Hayat normal akışına dönecek. Aksi halde neler olduğunu, neler olacağını, günlük ihtiyaçları en kısa yoldan, en iyi imkanlarla karşılamanın dahi hiçbir önem arz etmediğini, en yakıcı haliyle yine biz biliyoruz. Suriye’nin halini, Irak’ın durumunu, bu ülkelerin vatandaşlarının çektikleri acıları, bizzat paylaşıyor ve yaşıyoruz. Ülkede huzur yoksa karnınızın doyması, çok da bir anlam ifade etmiyor.
Türkiye’yi Irak’laştırmak, Suriye’lileştirmek için çok özel, çok yoğun ve çok kalleş bir saldırı altında olduğumuz da unutmamamız gerekiyor. Ve bunu da gizleme ihtiyacı dahi duymuyorlar. Almanya açık bir düşmanlık içindedir. ABD’nin tonlarca ve en ağır silahları burnumuzun dibine yerleştirip, azılı terör örgütleriyle işbirliği yapmasının, “kalleşlik ve Türkiye’ye düşmanlık” dışında hiçbir izahı yoktur. Bütün bunları yok sayamayız, görmezden gelemeyiz ve en ağır ve etkili şekilde karşılık vermek zorundayız. Haliyle, önce içeride huzuru sağlamak, birbirimize sarılmak, birlik içinde bütün bu oyunları boşa çıkarmaktan başka çaremiz yoktur. Bunu yapmak bir tercih değil, mutlaka ama mutlaka yerine getirilmesi gereken bir mecburiyettir.
ZAMAN KAYBEDİYORUZ
Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu ve namuslu bir vatandaşı olup da, bu tespitimize itiraz edecek veya katılmayacak bir tek kişinin çıkabileceğine ihtimal vermiyorum. Ancak ne yazık ki, ihtiyaç duyulan ortamı bir türlü sağlayamıyoruz. Siyasi beklentiler, özel hesaplar her zaman öne geçiyor. Boş işlerle vakit kaybediyoruz. Kaybettiğimiz sadece vakit olmuyor, enerjimizi kaybediyoruz, gücümüzü kaybediyoruz ve ümidimizi kaybediyoruz. Bu hazin durum, ülke ve millet düşmanlarını daha da cesaretlendiriyor, daha da azdırıyor. Almanya bu kadar açık düşmanlık yapma cüretini, ABD teröristleri ağır silahlarla donatıp üzerimize salma kalleşliğini, FETÖ hala direnme gücünü, PKK defalarca bitirildiği halde yeniden saldırma imkanını, Barzani Türkiye’ye kafa tutma cesaretini buradan buluyor.
BİRAN ÖNCE TOPARLANMALIYIZ
Biran önce toparlanmamız ve kenetlenmemiz gerekiyor. Farklı düşünebiliriz, farklı giyinebiliriz, farklı beklentilerimiz olabilir, ama “önce ülkem” demekten başka çaremiz yok. Özellikle siyasi sorululuk taşıyanlara büyük görev düşüyor. İktidar sahiplerinin de, muhalefet yapanların da akıllarını başlarına alma zamanı çoktan gelmiştir. Başka hiçbir meselemiz kalmamış gibi, müftülerin nikah kıyması üzerinden, kıyametleri koparmanın, içtüzük değişikliğini memleketin en önemli ve ivedi meselesi gibi takdim etmenin kime, nasıl faydası olabilir? Aklımızı, izanımızı, vicdanımızı nereye koyduk? Meclisin daha verimli ve etkili çalışması için bazı düzenlemeler yapmanın, yanlış yapanların, ihanet edenlerin ayıklanmasını sağlamanın ne sakıncası olabilir?
MÜFTÜLERE YETKİ
Müftüler bu memleketin evlatları, devletin memurları değil mi? Belediye memuruna verdiğimiz yetkiyi, gösterdiğimiz güveni, üstelik din adamı olmak gibi bir özelliği bulunan Müftülerden neden esirgiyoruz? Eğer bir tereddüt varsa, kanunlarınızı ona göre düzenler, yetkiyi ve ölçüyü kesin şekilde koyar, sonra da takibini yaparsınız. Bu kadar basit, bu kadar nettir. Zorlaştırmak değil, kolaylaştırmak, yokuşa sürmek değil yardımcı olmak gerekiyor. Müftülere nikah kıyma yetkisi vermenin hiçbir sakıncası olmadığı gibi, vatandaşın işini de, devletin işleyişini de çok daha kolaylaştıracak ve hızlandıracaktır.
YAZIKTIR, GÜNAHTIR, AYIPTIR
Yollarda adalet arayarak dünyayı üzerimize güldürenler, bu yetmezmiş gibi şimdi de çadır tiyatroları kurmaya hazırlanıyorlar. Çalıştay yapacaklarmış ve adaleti sorgulayacaklarmış. Yazıktır, günahtır, ayıptır. Siz önce dönün sokakta iktidar aramanın çalıştayını yapın, milletin vermediğini olağünüstülüklerde arama gafletini sorgulayın. İktidar sahipleri de kendi tabanlarını pekiştirmek için, gerginlik ve çatışma çıkarma siyasetinden biran önce vazgeçmeli ve sükuneti sağlayıp, normalleşmeye yardımcı olacak adımlar atmalıdır. Yanlış elbette söylenecek, haksızlığın elbette karşısına çıkılacaktır. Ancak, bunun için germek, çatıştırmak, bölmek, yıkmak gerekmiyor.
İP ÜZERİNDE YÜRÜYORUZ
MHP’nin yapıcı, uzlaşmacı, yol gösteren, “önce ülkem” diyen siyaseti, iktidara partisine de, Anamuhalefete de çok iyi bir örnektir. Sayın Devlet Bahçeli’nin uyarıları mutlaka dikkate alınmalı, MHP’nin iyi niyeti boşa çıkarılmalıdır. Çok zor günlerden geçiyoruz. Kelimenin tam anlamıyla ip üzerinde yürüyoruz. Ve bütün sorumluluk sahipleri, önce millet önünde, sonra da tarih önünde hesap vereceklerini unutmamalıdırlar.(ORHAN KARATAŞ)

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık