Yaptığı yanına kalmamalı

Ağır ve derin sorunlarla uğraşmak zorunda kalan Türkiye, şimdi de Cumhuriyet tarihinin en ciddi ve en büyük tehdidi ile karşı karşıya kaldı. Barzani peşmergesinin kurmaya çalıştığı İsrail uydusu terör devleti, doğrudan doğruya Türkiye’nin varlığına ve birliğine saldırıdır. Bunun dışında söylenenler, gelişmeleri hafife almalar bu millete ve ülkeye yapılabilecek en büyük kötülük, daha net bir ifadeyle ihanettir.

BUNLAR BOŞUNA DEĞİL
Bu ihaneti her ne pahasına olursa olsun durdurmak zorundayız. Nitekim, devletin bütün kademeleri de bizim gibi düşünmektedir. Milli Güvenlik Kurulu kararı çok açıktır. Barzani’ye referandum kararından vazgeçme çağrısı yapılmış, bunun olmaması durumunda Türkiye’nin uluslararası haklarını mahfuz tuttuğu hatırlatılmıştır. Bakanlar Kurulu’nda benzer bir karar alınmış, meclisten geçen tezkere ile de, “Türkiye’nin milli güvenliğine yönelik ayrılıkçı hareketler, terör tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli her türlü tedbiri almak” için hükümete tam yetki verilmiştir. Bütün bu tedbirler boşuna değildir. Barzani denilen terörist azgınlık göstermiş ve Türkiye’nin itiraz ve ikazlarını ciddiye almamıştır. Bu durumda yapılması gereken Milli Güvenlik Kurulu kararını uygulamak, tezkerenin gereğini yerine getirmektir.

  MİSAK-I MİLLİ
Konjonktür tamamen bizden yanadır. Uluslararası hukuk gayet açık ve net şekilde elimizi güçlendirmektedir. Irak Anayasa’sı bu referandum oyununa izin vermediği gibi, Bağdat hükümeti ve Yüksek Mahkeme de bu kararı tanımadığını ilan etmiştir. Diğer taraftan yaptığımız antlaşmalar bize büyük imkanlar sağlıyor. Ankara Antlaşması Irak’la olan sınırlarımızın değişmezliğini teminat altına almaktadır. Barzani’nin oyunuyla sınırların değişmesi durumunda, bir önceye yanı Lozan Antlaşmasına dönülür. Lozan’a göre de Türkiye’nin sınırları Misak-ı Milli’dir. Yani Musul ve Kerkük bize aittir. Sayın Devlet Bahçeli, bu durumu hatırlatmış ve grup konuşmasında aynen şunları söylemiştir: “Biz Barzani’nin acilen ıslah olmasını, yanlıştan dönmesini arzuluyoruz. Aksi halde, Irak’ın toprak bütünlüğü bozulur, bölgesel statü alt üst olursa 1926 Ankara Antlaşması başta olmak üzere, uluslararası antlaşmalardan doğan haklarımızı sonuna kadar kullanmalıyız. O zaman geldiğinde, şartlar oluştuğunda, tarih coğrafyaya dar geldiğinde Misak-ı Milli uyanacak; 81 Düzce’den hemen sonra 82 Kerkük, 83 Musul deme hakkının önünde hiçbir güç duramayacaktır.”

    İRAN ZİYARETİ
Bölge ülkelerinin tepkisi ayrı bir avantajdır. Referandum oyununun doğrudan ilgilendirdiği üç ülke Irak, İran ve Türkiye aynı tavır içindedir. Hükümetin doğrudan Irak hükümetini muhatap alması, Sayın Cumhurbaşkanının İran ziyareti çok hayatidir. Bu temaslara bağlı olarak 3 ülkenin ortak hareket etme ihtimalinin çok yüksek olduğu anlaşılıyor. Ancak, hareket tarzının ne olacağı konusunda bir belirsizlik var. Hükümete yakın bazı çevreler yaptırımlarla Barzani’ye geri adım attırılmaya çalışılacağını söylemekte ve bunun doğru olduğunu savunmaktadırlar. Kuzey Irak halkının cezalandırılmaması gerektiğini söyleyenleri hayretle izliyoruz. Barzani üzerinde bir baskı oluşturulması doğru ve yerindedir, ancak kesinlikle yeterli değildir. Bu peşmergebaşı bu ihanet oyununu oynarken, bunları zaten göze almıştı. Haliyle, ambargolarla, ilişkileri kesmekle bu teröristi durdurmak mümkün değildir. Önce bu peşmergebaşına meydanın boş olmadığını, yaptığının yanına kalmayacağını ve bir oldu-bittiye izin verilmeyeceğini göstermek gerekiyor. Kuzey Irak halkına da Barazni’nin başlarına ne tür belalar açtığını, nasıl pis bir oyun oynandığını açık ve net şekilde hissettirmek şart olmuştur.

YAPILMASI GEREKEN
Yapılacak olan bellidir. Sayın Devlet Bahçeli’nin bütün uyarıları haklı çıkmış, bütün tespitleri tam isabet sağlamıştır. Hükümet için bir pusula niteliğinde olan TBMM grup konuşmasında aynen şunları söylemiştir: “Türkiye hem Avrupa’daki gelişmeleri, hem de milli güvenliğini yakından tehdit eden Barzani referandumunun sonuçlarını özgüven içinde ve tavizsiz bir şekilde takip etmeli, sınır ötesine yönelik mücadele ruhunu harekete geçirmelidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin her ihtimale hazırlıklı olması tarihi önemdedir. Kandil ve Erbil’de bir gece ansızın görünmek, bir gece ansızın gelmek, bir şafak vakti melanetin tepesine binmek Türk milleti için mesele değildir, Türkiye Cumhuriyeti için hiç zor olmayacaktır.”

  İNSANA HÜRMET DUYUYORUZ
Bizim bölgede yaşayan değişik halklarla hiçbir sorunumuz yok. Sorun Türkiye’ye yönelik tehdit, Türkmen varlığına yönelen kalleşliklerdir. Nitekim, sayın Bahçeli bu konuda da çok net ifadeler kullanmış ve şunları söylemiştir: “Kökeni, mezhebi, aidiyeti ne olursa olsun her insana hürmet duyuyoruz. Irak, Irak’ta yaşayan herkesin ortak vatanı, ortak ülkesidir. Bizi Kürt düşmanı göstermek için özel yetiştirilmiş ajanlar yine faaliyettedir. Bizim Türkmenlerin dışındaki halkları dışladığımız, yok saydığımız iddiasını diline dolayanların da sürüsüne berekettir. Yalan ve fitne yine kol gezmektedir. Yalnızca Kerkük, yalnızca Musul değil; Erbil’de bir Türkmen şehridir, orada yaşayan çok sayıda soydaşımız vardır. Ancak hiçbir şekilde bu gerçek Kürt kökenli kardeşlerimizi, Arap kökenli kardeşlerimizi, Irak’ın diğer asli ve eşit haklara sahip insanlarını ihmal ettiğimiz, tanımadığımız, kucaklamadığımız anlamına gelmeyecektir. Kürt kökenli kardeşlerimiz bizim için çok değerlidir. Irak’ın bütünlüğü içinde onların ve tüm toplumsal kesimlerin huzur, barış ve güven içinde yaşaması, varlıklarının devamı temennimiz, amacımızdır. Barzani en başta Kürt kökenli insanlarımıza haksızlık ve saygısızlık yaparak dipsiz tartışmaların içine çekmiştir.”                                 Orhan KARATAŞ(ORTADOĞU)

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık